-Ne kusur işledi ki?
- Hiç kusuru yoktu, zaten bu da İran’ı anlamadığının en açık kanıtı.
- Ne demek istediğini gerçekten anlamıyorum.
-Kralına karşı haklı olan bir vekil, kocasına karşı haklı olan bir kadın, subayına karşı haklı olan bir nefer; bunların hepsi iki kat cezaya çarptırılmaz mı? Zayıflar için, haklı olmak bir suçtur. İran, Rusların ve İngilizlerin karşısında zayıftır ve zayıf bir ülke gibi davranmalıydı.
Şirin’in mektuplarından birinde rastladığım şu buz gibi düşünce beni irkiltmişti: “İran hasta” diyordu. “Başucuna bir sürü gelenekçi, yenilikçi hekim toplanmış, her biri kendine göre bir ilaç öneriyor, hastayı kim iyileştirirse gelecek de onun geleceği olacak. Eğer bu devrim zaferi kazanırsa mollalar demokratlaşmak zorunda kalacak; eğer başarısız olursa, demokratlar mollalaşacak.
-Bu mektup nasıl gelebildi buraya kadar? Yatmadan önce tüm giriş çıkışları denetlemiştim.
-Bulmaya uğraşma. Sultanlar ve halifeler bile kendilerini korumaya çalışmaktan vazgeçti. Hasan sana bir mektup veya bir hançer göndermeye karar vermişse, ister kapılarını ardına kadar açık bırak, ister kilit üstüne kilit vur, gönderilenin gelip seni bulacağından emin olabilirsin.
Rivayete göre, Ömer’in kendisinden beş bin altın dinar istediğini duyunca şaşkına dönen bir vezir şöyle demiş:
-Ben bile o kadar para almıyorum, biliyor musun?
-Gayet doğal, diye yanıtlamış Hayyam.
-Niyeymiş?
-Çünkü koca bir asırda benim çapımda bir avuç alim çıkar taş çatlasa. Ama her sene senin gibi beş yüz vezir bulunup göreve getirilebilir.
Dünyadan el etek çekmek, kendi çevresini boşaltmak, taştan ve korkudan örülmüş surların içine kapanmak… Hasan Sabbah’ın anlamsız rüyasının vardığı sonuç buydu.