Yaşayamadıklarımızın yasını tuttuğumuzda, gerçekleştiremediğimiz hayallerin daha iyi olacağına inandığımızda, gözümüzü hep yapamadıklarımıza çevirdiğimizde anın güzelliğini kaçırıyor, bize verilenleri göremiyoruz. Şu olsaydı daha iyi olurdu, keşke bunu yapmasaydım gibi cümleleri sıklıkla kullanarak gözümüz hep arkada hayata devam ediyoruz. Oysaki bir şey olması gerekiyordu ve oldu. Bir şey biz ne yaparsak yapalım olmayacaktı ve olmadı. Onun yasını artık tutmayalım. Bize verileni en güzel şekliyle yaşayalım, bizim olanı güzelleştirmeye çalışalım, gözlerimizi bizim olana çevirelim. Belki de hayatımızı anlamlı hale getirecek yalnızca budur.
Çocukların dünyasına girmenin ve dünyalarında yer edinmenin yetişkinlere de çok iyi geldiğine hep inanmışımdır. Kahramanımız Ş. çocuklara çok iyi gelmiş ama ona da çok iyi gelmiş çocukların dünyasında olmak ve çocuk kalmak. Çocukların en iyi öğrenme biçiminin yaşayarak öğrenmek olduğunu, uzun uzun nasihatlerin sandığımızın aksine pek de bir etkisinin olmadığını keyifle okuduğum bu kitapta yeniden anladım. Çocukların gözü ile dünyaya bakmak hepimize iyi gelecek. Çocukların dünyasında olalım ve hepimiz biraz çocuk kalalım.
"Bu kitap bir uyarı. Sahip olduklarımızın değerli olduğuna ve bazen de değer verdiğimiz şeyin kıymetini bilmediğimize dair bir anımsatıcı." ( Neil Gaiman )
15 Nisan 1934 tarihinde farklı yerlerde, farklı kaderlerle doğmuş iki çocuk Bruno ve Shmuel. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle aniden darmadağın olan dünyaları ve aynı sonda buluşmaları. Bruno'nun masumluğu sebebiyle telin ardında yaşanan gerçekleri farklı algılaması ve gerçeklerle yüzleşmesi, Shmuel'in tıpkı bir yetişkin gibi biricik arkadaşının masumiyetine sahip çıkması etkileyiciydi.
Büyükler unutuyor çocukları, çocukluklarını. Bu yüzden dünya bu kadar kötülük görmüş ve görmekte. Herkes çocukluktaki masumiyetini muhafaza edebilse belki daha güzel olur her şey ve herkes.
Unutuyoruz çocukların da dünyasının olduğunu. Yapılan her davranışın onların dünyasını etkilediğini. Az iletişim kuruyoruz belki de. Onları yalnızlığına terk ediyoruz ve farklı sonlarla sonuçlanan bir sürü olaya şahit oluyoruz. Onları dinlemeli ve onların gözüyle bakmalıyız hayata. O zaman her şeyin daha iyiye gideceği muhakkak.
Güzel kalpli, güzel kahramanımız Nur ile bir tevafuk sonucu karşılaştığı iyi yürekli Sinan'ın yarım kalmış hikayesi. Yıllarca kafasındaki sorulara cevap aramış ve kalbindeki boşluğu doldurmak için şehir şehir, mekan mekan gezmiş. Tüm çabalarının sonunda bir hakikatin ışığına sarılmış: "Kurtulmak istiyorsan kurtar." Biz de bu hakikati kendimize düstur edinirsek kendimizdeki dolayısıyla toplumumuzdaki manevi problemlerin bir çoğunu halledebiliriz.