Öncelikle bu kitabı okumam için hediye eden arkadaşıma burdan teşekkür ediyorum. İyi ki var
Bu kitap sadece okunup kenara bırakılacak bir kitap değil; insanın hayatına, ilişkilerine ve seçimlerine farklı bir gözle bakmasını sağlayan bir eser. Ahmet Şerif İzgören, samimi anlatımı ve gerçek yaşamdan örnekleriyle okuyucuyu sıkmadan düşündürmeyi başarıyor. Kitap boyunca bazen gülümsedim, bazen de kendi hayatımı sorguladım. Özellikle küçük gibi görünen davranışların ve kararların aslında hayatımızda ne kadar büyük etkiler bıraktığını anlatması çok etkileyiciydi.
İyi okumalar
“Bitirdim ama kolay bir kitap değildi. Anlamak için yavaş okumak ve üzerine düşünmek gerekiyor. Sezai Karakoç bu eserle gençliğe bir bilinç ve sorumluluk yüklüyor.”
Bu kitabı okurken şunu fark ettim: Bazı kitaplar sana “ne yapman gerektiğini” anlatır, bazıları ise seni ayağa kaldırır. At Şu Adımı kesinlikle ikinci gruptan.
Bu kitap motive edici cümleler sıralamakla kalmıyor; insanın bahanelerine, korkularına, ertelemelerine doğrudan dokunuyor. “Bir gün” dediğimiz ama asla gelmeyen o günün aslında bugün olduğunu yüzümüze sakin ama sarsıcı bir şekilde söylüyor.
Emek, bilgi, planlama, etik, tutku… Hepsi tek tek anlatılıyor ama en önemlisi şu:
Harekete geçmeden hiçbir şey değişmiyor.
Okurken bazı sayfalarda durup düşündüm:
“Ben kaç kere başlayacaktım ama vazgeçtim?”
“Kaç hayali ‘sonra yaparım’ diyerek erteledim?”
Bu kitap insana şunu hissettiriyor:
Mükemmel olmana gerek yok.
Hazır hissetmene de gerek yok.
Sadece bir adım atman gerekiyor.
Ve bazen o tek adım, bütün hayatının yönünü değiştiriyor.
Kendine güvenini kaybettiysen, yorgunsan, umudun azaldıysa ya da “nereden başlayacağımı bilmiyorum” diyorsan… Bu kitap tam da o anda elinden tutuyor.
Benim için bu kitap bir motivasyon kitabından çok, iç konuşma gibiydi. Yargılamadan, bağırmadan ama çok net bir şekilde:
“Artık bekleme. At şu adımı.”
At Şu AdımıAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 20241,703 okunma
“Yaydığın enerji, yaşadığın hayat olur.”
“Hayat sana ne veriyor değil, sen hayata ne yayıyorsun…”
“Kuantuma inan çünkü her şey enerjiden gelir…”
Bu kitap bana düşüncenin, niyetin ve inancın hayatı nasıl şekillendirdiğini tekrar hatırlattı.
Okuyup bitirdikten sonra bazı şeylere aynı gözle bakamıyorsun.
“Senin iyiliğin için söylüyorum…”
İşte tam da bu cümleyle başlayan, ama insanın içini yavaş yavaş kemiren davranışları anlatan bir kitap bu.
Duygusal zorbalık çoğu zaman bağırmaz, çağırmaz, iz bırakmaz… Ama insanın özgüvenini, kararlarını, kendine olan inancını sessizce tüketir. Bu kitap, işte tam olarak bu görünmez yaraları anlatıyor.
Okurken fark ettim ki bazı insanlar “iyilik” maskesiyle hayatımıza girip bizi yönetmeye, suçlu hissettirmeye, yetersiz hissettirmeye çalışıyor. Ve biz bunu çoğu zaman sevgi sanıyoruz.
Kitap; ilişkilerde, aile içinde, arkadaşlıklarda hatta iş hayatında bile maruz kaldığımız manipülasyonları örneklerle anlatıyor. En güzel yanı da sadece sorunu göstermekle kalmıyor, nasıl sınır koyacağımızı ve kendimizi nasıl koruyacağımızı da öğretiyor.
Bana en çok şunu düşündürdü:
Her güzel söz sevgi değildir.
Her “senin için” diyen gerçekten senin için konuşmaz.
Kendini sürekli suçlu hisseden, yetmediğini düşünen, “ben mi abartıyorum?” diye kendini sorgulayan herkesin okuması gereken bir kitap.
Bu kitap biraz can yakıyor… ama aynı zamanda insanı uyandırıyor.