İnsanlar, kök saldıkları yerle özdeşleşirler; sanki toprağa bu şekilde kök salmadan bir yaşam, yalnızca bir taklitten, önemsiz bir varoluştan ibarettir. Ne var ki, yol boyunca geride bırakılan dönemeç taşlarıyla birlikte, geçmişin somut mekanlarda şekillenen ağırlığı solmaya başlar; zamanla, bellekteki izler göz önünde uzanan manzaranın içinde silikleşir. Tekerlek izlerinin oyduğu yol, yol kenarındaki kuyular, yabancı yüzler, kavşaklara yerleştirilmiş aziz heykelcikleri, uzaktan seçilen köyler ve üç boyutlu olarak önünde uzanan devasa boşluk- toprak, ufuk ve gökyüzü- insanın dikkatini geçmişten koparıp geleceğe yöneltir.