__ Macbeth'in "Ellerim senin renginde ama bu kadar beyaz bir kalp taşımaktan utanıyorum." cümlesi ile giriş yapması kitabın iddiasını baştan ortaya koydu ve bu iddiayı havada bırakmadı.
Kitap bir intihar hadisesi ile başlıyor. Sonrasında iş hayatına(tercümanlık), müstakbel eşine, ilişki hayatı karmaşık dostuna, babasına, vs dair meselelerle akıp giderken; kitabın en başında soru işareti ile bıraktığı hadisenin detayını merak ettirerek okutuyor kendini. Bu kadar birbirinden bağımsız konuyu okuyucunun dikkatini diri tutarak okutması muazzam bir ustalık.
Kitapta düşüncelerin bir yönü yok. Kafasından geçenleri, olayları yaşarken ve sonrasında hatta konuşurken dahi aklından geçenleri okuyucu ile paylaşıyor yazar. Yani insanın doğal akışında ilerliyor kitap. Örneğin biri ile diyalog kurarken mimiklerini analiz ederiz ama arkasında sayısız tecrübe-anı-bilgi saklıdır; elbette diyalog esnasında dakıkalarca düşünceleri kafamızdan gecıremeyız ama salıselık bir zamanda karsıdakını ve konuyu anlamamızı ve yorumlamamızı sağlar. İşte yazar, anlık düşünceleri olaylardan ayırmadan okuyucuya aktarıyor ve bunu o kadar güzel yapıyor ki "ne kadar da aynıyız, aklımdan geçenleri cümlelere ne güzel dökmüş, hissettiğim tam olarak bu duyguydu, bu konu daha iyi açıklanamazdı gibi cümleleri farklı yerlerde işinizden geçirirken buluyorsunuz kendinizi. Psikolojık analizleri, iç çözümlemeleri, karakter analizleri psikolojıye ilgisi olanlar için güzel örnekler sunuyor.
Hayatımda hiçbir kitabı bu kadar çok çizdiğimi, bu kadar hayranlık uyandıracak cümleyi bir arada buldugumu hatırlamıyorum. Tek bildigim, altını çizip arada bakarım diyerek kitaplıga terkettiğim bir kitap olmayacağı. Aksine arada açıp kendimi kendime hatırlatacağım, kendimle dertleşemediğim insani duyguların aslında ne oldugunu