Musibetlerle toplumu ibret ve tefekkür noktasına çekmek her risalet devrinde gördüğümüz bir sünnetullahtır. Her musibet bir elçidir; belalar, hastalıklar, sıkıntılar elçidir; doğru okunursa birer ayettir. İnsanın özüne, fıtratına, ne kadar zayıf bir varlık olduğuna dikkat çeken ve insanın kendi kendini muhakeme etmesini sağlayan ibretlerdir.
Selamsız Yokuşu’na dönse de dünya, yaşadığımız sürece aynı havayı teneffüs ettiğimiz herkese merhaba demek zorundayız. Selamsız olmamıza ne Peygamber izin veriyor ne yaşadığımız hayat. Çiğ olsa da insan vazgeçmiyoruz ondan. Çiğ olan herşey gibi insanı da pişirmek mümkün. Ham meyveleri koparıp atmıyoruz, bekliyoruz ki biraz daha güneş değsin.
“Anneciğim” ne güzel bir kelimeydi. Bir dua gibi, bir zikir gibi, söylendiğinde bile insanı iyi ediyor, sanki biri elinizden tutuyor, sanki gökyüzü kalkıyor, tavanlar yükseliyor gibi geliyordu insana..