Andong kentindeki mezarlığın yapılacak bir inşaat için başka yere taşınmasına karar verilir. Böylelikle yüzlerce yıllık mezarların açıldığı hummalı bir çalışma başlar. Mezarlardan birinde “1 Temmuz 1586” tarihli bir mektup bulunur. Bir genç kadının, erken yaşta ölen kocasına olan duygularını anlattığı kağıtta şunlar yazılıdır :
“İkimizin de saçları ağarıncaya dek benimle yaşamak istediğini söylerdin. Bensiz nasıl ölüp gidersin?... Gizli gizli gel bana... Söyleyecek çok sözüm var ama daha fazla yazmayacağım.”
1933 yılında, Hitler’in Almanya’da iktidar olmasıyla yükselen faşizm dalgasından Türkiye de etkilenip, “Ne mutlu Türk yaratılana” sloganları atılırken, Atatürk, “Onuncu Yıl Söylevi”nin sonunda, Tanrı tarafından seçilen bir ırkın olamayacağını vurgulayan şu anlamlı ve güzel sözü söylemiştir :
“Ne mutlu Türk’üm diyene!”
Paris’te, Fransızca olarak yayımlanan derginin 1930 Ekim ve 1932 Temmuz tarihleri arasındaki 1.ve de 8.fasiküllerini kapsayan cildinin iç kapağında şu yazılıdır :
“Türkiye Cumhurbaşkanı Ekselans Gazi Mustafa Kemal’in Yüksek Himayesinde!”
Fransa’da çıkan bir Hitit dergisi ve bu alanda bilimsel çalışmaların yapılmasına madden ve manen destek olan Atatürk!...
Sekiz ay geçer aradan... On ay... Ve tam bir yıl!... Fahrettin Paşa ve askerleri yiyecekleri bitince develeri, atları yemeye başlar, öyle ki, direnişin son döneminde çekirge yiyip, kaynattıkları at sidiğini bile içmek zorunda kalırlar... Ancak Medine’yi İngilizlere teslim etmeden bir yıl kahramanca savunmayı başarırlar.