Oysa, padişah, Yusuf Paşa’yla kızını dillere destan bir düğünle evlendirmiştir! Düğünün yıllar geçse de akıllardan çıkmamasının nedeni, çeyiz ve gelin alayı düzenlenerek saraydan gönderilen Fatma Sultan’ın üç yaşında olmasıdır! Çocukluğunda anne ve baba görmemiş Yusuf Paşa’nın, bir çocuğun yanında “koca” ünvanıyla yer alması, tarihin en büyük trajedilerinden biri olsa gerek!
Ayakkabının bütün giyim kuşam eşyası gibi, sahibinin karakteri ile yakın alakası vardır. Renginden, biçiminden, süsünden onları taşıyan ayaklara hükmeden kafanın hüviyeti hakikate yakın anlaşılabilir.
Armstrong, ayrılırken (aydan), araştırma yapılması için Ay taşları toplar. Ne var ki, bu taş örneklerinin ağırlığı Dünya’ya dönüş yolunda büyük bir engeldir. Armstrong, yanına aldığı taşlara karşılık uzay aracının ağırlığını dengelemek için ayakkabılarını çıkarır ve Ay’da bırakır!
Ay’da sadece Armstrong’un ayak izi değil, o izi bırakan 43,5 numara ayakkabıları da durmaktadır. Bu bilginin ışığı altında şunu söyleyebiliriz : Neil Armstrong bir Amerikalı olabilir ama evine, yani Dünya’ya dönerken bir Türk gibi davranmış ve ayakkabılarını kapıda çıkarmıştır. Armstrong’un açtığı yoldan giden dokuz astronot da, yanlarına aldıkları taşların ağırlığını dengelemek için aynı hareketi yapmış ve botlarını çıkararak Ay’da bırakmışlardır.
Onca sanat eserindeki romantizmi bozmak istemem ama, Dünya’nın giriş kapısındaki Ay, aslında tıpkı bir ayakkabı dolabı gibidir!
Galata Köprüsü’nde insanların en çok geçtiği yerler ayakkabı boyacıları arasında engelli olanlara ayrılmıştı. Bu belediyenin yaptığı bir uygulama değildi. Ayakkabı boyacıları dilsiz, topal ya da bedeninde herhangi bir engel bulunan arkadaşlarına daha çok iş yapsınlar diye köprünün en güzel yerlerini ayırırdı.