Genç Werther’in Acıları’nı okurken kendimi sadece bir okuyucu gibi değil, sanki Werther’in en yakın sırdaşı gibi hissettim. Johann Wolfgang von Goethe, bana onun kalbini olduğu gibi açtı; en saklı, en kırılgan duygularını saklamadan gösterdi.
Werther’in Lotte’ye duyduğu o derin aşkı okurken içimde bir şeylerin ağırlaştığını fark ettim. Bu, sadece bir sevgi değil; insanın içine işleyen, onu yavaş yavaş tüketen bir his. Onu anlamamak mümkün değil, çünkü anlattığı duygular bana da bir yerlerden tanıdık geldi.
En çok da yalnızlığını hissettim. Kalabalıkların içinde bile anlaşılmayan bir insan olmanın verdiği o sessiz acıyı…
Doğayla konuşur gibi yazdığı satırlarda, aslında kendi içindeki fırtınayı bastırmaya çalıştığını gördüm.
Kitabı bitirdiğimde içimde tuhaf bir hüzün kaldı. Sanki Werther gitmedi de bir parçamı da yanında götürdü. Bu yüzden benim için bu eser, sadece okunan bir kitap değil; hissedilen, hatta bir süre taşınan bir duygu olacak.