Alamut, sadece tarihsel bir roman değil; inancın, itaatin ve hakikatin nasıl inşa edildiğine dair sarsıcı bir anlatı. Vladimir Bartol, Hasan Sabbah ve fedailer üzerinden bize şu soruyu sorduruyor:
Bir insan neye inanırsa her şeyi yapabilir?
Romanda asıl çarpıcı olan, cennet vaadiyle şekillenen bir düzenin adım adım nasıl kurulduğunu görmek. Fedailer körü körüne sadık değil; bilerek, isteyerek inanıyorlar. Ve belki de en rahatsız edici tarafı bu Manipülasyonun, zorla değil, ikna ile yapılması.
Hasan Sabbah karakteri ne tam anlamıyla bir kötülük timsali ne de savunulabilir bir figür. Aklın, bilginin ve stratejinin insan hayatı üzerindeki gücünü temsil ediyor. Roman ilerledikçe “hakikat” dediğimiz şeyin, onu anlatanın elinde nasıl bir silaha dönüştüğünü fark ediyorsunuz.
Alamut’u okurken sık sık durup düşünme ihtiyacı hissettim. Çünkü anlatılan dünya, sandığımız kadar uzak değil. Bugün de insanlar bir fikir, bir lider, bir vaadin peşinden hayatlarını feda edebiliyor. Zaman değişse de yöntemler çok tanıdık.
Bu kitap, bana şunu hatırlattı:
Sorgulamadan inanmak, insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüklerden biri.