“Felaket her zaman kötü değildir. Hoş felaketler de vardır. Yaşamak tam da böyle bir şeydir.”
“Nefret ettiğin birine, nefret ettiğini söylemek cesaret ister diye düşünüyorum. Kendi duygularını bilmeden yaşam süren birçok insan var.”
•Bu sabah ekran kaydırmak yerine bu kitaba başlamayı seçtim ve gerçekten akıcı bir dile sahip olduğunu söyleyebilirim. Bitirmek sanıyorum ki birkaç saatimi aldı. Bu benim Kore edebiyatına dair okuduğum ikinci kitap. Ve bende yine benzer duygular ,kurguyu anlamlandıramama- yarım kalmışlık, uyandırdığını söyleyebilirim.
•Ben Kore edebiyatını; edebi kaygı gütmeden, kafamı dağıtmak için veyahut iki ağır eser arası geçiş olsun diye okumayı tercih ediyorum. Pek benim kalemim değil. Çünkü genelde edebi olarak beni içine çeken, çok etkileyen kitaplar değiller. Konu itibarıyla ilgi çekici oluyorlar ve gerçekten sizi yine de bir süreliğine olduğunuz yerden götürüp yeni bir maceraya atıyorlar. En azından okuduğum iki kitaptan yola çıkarak kendimce yorumumu bu şekilde yapabilirim. Maalesef çok beğenemediğimi de eklemeliyim.
•Eğer okuma alışkanlığınız çok değilse ya da odaklanma problemi çekiyorsanız veya arada kafa dağıtmalık olacak şekilde, yolda vs. giderken okumak için ideal kitap tercihi olabilir.
•Ve kısaca kitabımıza değinecek olursam da ana karakterimiz Eunhu, annesi ile sahaf işleten, babasını genç yaşta kaybetmiş bir lise öğrencisi. Bir gün aynayı geri alabilmek umuduyla, karganın peşine düşmesiyle kendisini bambaşka bir dünyada buluyor. O dünya ise elbette Profesör Do’nun Göz Kliniği. Burada insanların gözleri kadar zayıflamış ruhları da tedavi ediliyor. Her ruhun bir gramı ve elbette her tedavinin bir bedeli var. Kitap boyunca biz de yaralı ruhlarımızı tamir ettirebilmek umuduyla bu klinikteki maceralara ortak oluyoruz. Klinikte
•“Bir türlü akıllanmadı, vazgeçmedi güneşe ulaşma çabasından.”
Bu kitap ve Pınar Kür ile tanışma hikayemin, kendisini yitirdikten sonra olması çok üzücü olsa da bu kalemle daha da vakit kaybetmeden tanışabildiğim için mutluyum. Doğru zaman şimdi olmalı ki, küçük bir sahafta karşıma çıktı. Öykü okumayı oldukça seven biri olarak bu kitabı da çok severek okudum. İçinde beş tane öykü barındıran kitap; akıcı diliyle bizi beş farklı yaşama, farklı hayatların gözlemine ve evlerine konuk ediyor. Özellikle okuduğum üç hikayenin -Yaz Gecelerinde Keman, Bir Ayrılık Şarkısı, Bir Deli Ağaç- beni ayrı bir etkilediğini söylemeliyim. Yormayan, altını bol bol çizdiğim cümlelerle doluydu ve ben yazarın dilini çok sevdim. Aynı zamanda, sayesinde Türk edebiyatı okumayı da ne çok özlediğimi hatırladım. Bundan sonra diğer kitaplarını okumayı heyecanla bekliyorum. Kendisi ve kalemiyle hala tanışmadıysanız belki sizin için de doğru zaman gelmiş olabilir. Diğer hikayelerde buluşabilmek dileğiyle.
•”Yıllar var uğraşıyor güneşe tırmanacağım diye. Çevresini saran duvarları yeneceğini sanıyor. Deli bir ağaç bu. Deli bir ağaca bakıyorum gün boyu.”
•
•”Bir yandan da göğsünde yüreğinin gittikçe büyüdüğünü, büyüdüğünü ama ne denli büyürse büyüsün adama duyduğu sevgiyi sığdırmaya bir türlü yetmediğini duyuyordu.”
"Bir yandan da göğsünde yüreğinin gittikçe büyüdüğünü, büyüdüğünü ama ne denli büyürse büyüsün adama duyduğu sevgiyi sığdırmaya bir türlü yetmediğini duyuyordu."