“Nenanne kelimeler kağıttan çıkıyor, koşup yapışıyor eteğime…” diyor, cümbezin kızı Hatice.
•Cümbez; adadır, Nenanne’dir, Hatice’dir, Eleni Nine’dir, Süleyman’dır, Bastiban’dır… Cümbez, gövdesinden ve köklerinden bile meyve veren ağaçtır.
•
•Bu kitap sayılı sayfasına derin hikayeler sığdırmış, Kıbrıs’ta, İngiliz sömürgesi döneminde Araplara satılan yaklaşık dokuz bin kızımızın hikayesi. Onlar avare kuşlar ve onların ait oldukları bir yer hiç olmadı. O kızlarımız; ait olmadıkları yerlerden sürülenler, saçları denize karışmış, hayalleri gemi direklerine tutunamamış…
•İşte kısacık kitabımız içinde bu kadar acı, ve hayat barındırıyor. Sayfa sayısına aldanmayın çünkü öyle hemen okunacak bir kitap değil, her sayfası her cümlesi tek tek sindirilecek türden.
•Hatice, Kıbrıs’tan Araplara satılan kızlarımızdan biri olarak karşımıza çıkıyor. Onun hikayesi, acısı çok derin ancak kendi acısına bir gün olsun dönüp bakamıyor. O acısını masallara inci inci diziyor, sözlere sarılıyor, balık oluyor, Gülcemal’e koşuyor oradan denizlere akıyor. Ve Hatice’miz Suların Sultanı, onun masalları yüreklerin sazı olup ne türkülerle dillere dökülüyor.
•Bu kitap ve kızlarımızın hikayesi, tarihi maziye karışmış ama susturulduğu derinliklerden o sesleri çıkartmamız gerekiyor. Bu kitaba ve bu kızların sesine mutlaka şans verilmeli. Hatice’nin hikayesi ve diğer kızlarımız maalesef bu hikaye gerçek. Ve isimlerin de yası tutulmalı, onlar da gömülmeli.
•
“Kilitlerin çok olduğu yerde anahtarları olan adam kendini kral gibi hisseder şüphesiz. Kralsınız şimdi, șu anda. Kral, sultan, bakan, vali... Adaleti olmayan elde, anahtar zulmün emrindedir.”
•
“Derviş donundaki avcılar varken gerçekler vurulup düşer. Vurulmayanın kanadı kırılır. Murdara müdara etmekten hayır gelmeyeceğinden Süleyman’a varıp olanı