‘’Modern iktidar, çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kayıt altına almış, sayısal hale getirmiş, böylece egemen olmuştur. Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.’’
Kitabın arka kapağında da yer alan bu alıntı aslında tüm kitabın ve benim kitap hakkında yapacağım yorumların özetidir. Bu alıntıyı detaylandırmak gerekirse anlatıma yazarında sorduğu ve cevap aradığı şu soruyla başlamak isterim:
19. yüzyıldan önce ceza bedene uygulanıyordu ve en ağır işkence yöntemleriyle halka açık alanlarda suçlular cezalandırılıyordu. Burada amaç sadece suçluyu cezalandırmak mıydı? Tabi ki hayır. Seyircilerin suça olan eğilimlerini azaltmaktı(!) Ancak sözde olan bu amaç gerçekleşmedi çünkü insanlar bunu ibretlik bir olay olarak görmekten ziyade seyirlik bir şov olarak görmeye başladı. İnsanlar ölüme, öldürmeye, işkence çektirmeye aşina hale geldiler. Toplumu suç işlemekten alıkoymaktan ziyade, bu uygulamanın arkasında yatan asıl sebep iktidarın cellat aracılığıyla kendi gücünü insanlara göstererek onlara gözdağı vermeye çalışmasıdır. Ancak yanlış olan her şeyin bir gün mutlaka doğruyla buluşması gerçeği burada da kendini göstermiştir. Olmaması gereken bu uygulama da zamanla sadece tarihte iz bırakarak yok olmuştur.
‘’Ceza eğer, artık en katı biçimleri itibariyle bedene yönelmiyorsa, neye müdahale etmektedir? Ceza artık bedenin ötesine geçip, ruha ulaşmıştır. İşkence artık fiziksel boyuttan çıkıp, zihinsel boyutta yapılmaktadır. Peki ruha yapılan cezalandırma, o ruhu doğruya çeker mi? Cevap ‘’Evet’’ olsaydı, şu an hapishaneler boş, toplumda var olmaya devam eden Azra Kohen’in tabiriyle ‘’insansılar’’ artık