Çoğu zaman, ana ve babalar çocuklarının farklılık göstermesini kabullenemez. Onu, kendi uzantıları olarak büyütürler ve kendilerine benzemesini isterler. Bu nedenle de kendine özgü bir yapılarının olmasını, kişisel inisiyatiflerini ve özgürlük özlemlerini kabullenmekte zorlanırlar. Ana babaya borçlu olduğu şeyleri çok iyi hisseden, onları seven, kabul ve yardım görmek isteyen çocuk, aile ortamının oluşturduğu modelin dışına çıkmakta sıkıntı çeker. Kendisini aileye bağımlı kılan vicdan ve özveriler için duyduğu minnet, çocuğu, anne babanın isteklerine uygun davranışlar yoluyla “karşılık verme”ye sürükleyebilir. Dolayısıyla ailenin bir üyesi gibi kabul edilmek, aileye ait olmak için çocuk, bir birey olduğunu unutabilir ve aile modeline uygun davranışlar gösterebilir.Öte yandan anne ve babalar da sevgi, himaye, otorite ve birliğin çatlaklara yol açmadan korunması gibi unsurların birbirine karıştıği rollerinden vazgeçmekte zorlanabilirler.
Şu halde, gelecekteki üyeler arasındaki ilişkilerin seyrini, büyük ölçüde aile içinde yaşanmış deneyimlerin ağırlığı belirler. Büyük bir gücün bizi, geçmişte düğümlenmiş olan bağları korumaya ittiği düşünülebilir.