Her birimiz bir miktar bireysel güç ile doğarız. Ve bu gücü her gün biraz daha artırabiliriz. Ne yazık ki, tüm bireysel gücümüzü önce tüm yaptığımız anlaşmaları yaratmakla, sonrada bunlara uymaya çalışmakla tüketiriz. Sonuçta kendimizi güçsüz hissederiz. Sadece günlerimizi idare etmeye, varolmaya yetecek kadar gücümüz kalır. Anlaşmalarımızı sürdürmek için ziyan ettiğimiz gücümüz, bizi toplumsal rüya içinde tutsak kılar.
Başkaları tarafından kabul görmeye ve sevilmeye her birimizin ihtiyacı var ama öncelikle kendimizi kabul etmeyi ve sevmeyi bilmiyoruz. Kendimize duyduğumuz öz-sevgi ne kadar çoksa, Öz-zarar da o kadar az olur. Öz-zarar, ÖZ-reddedişten kaynaklanır.
Gerçekte kim olduğumuzu ifade ederek yaşayabilme
riskini almaktan korkuyoruz. Sadece kendimiz olarak yaşamaktan korkuyoruz. Hayatımızı, başka insanların taleplerini, beklentilerini karşılamaya çalışarak yaşamayı öğrendik. Başka insanların bakış açılarına uygun olarak yaşamayı öğrendik. Çünkü kabul edilmemekten, başkası için yeterince iyi olamamaktan korkuyoruz. Ehlileştirme sürecinde, yeterince iyi olabilmeye çabalamak icin zihnimizde bir mükemmellik inmgesi yaratırız.