Buda'nın da gösterdiği gibi, hayatın amacının peşine doğrudan doğruya düşmek, insanı geliştirecek nitelikte bir uğraş değildir. En iyisi kişinin kendisini yaşam ırmağının akışına bırakması ve bu sorunların uzaklara sürüklenmesine izin vermesidir.
İnsanoğlu olarak, bir anlam arayışı içinde buluan ama gerçek anlamı olmayan bir dünyaya fırlatılmış olma şanssızlığını yaşayan yaratıklarız. Yaşamdaki en büyük ödevlerimizden biri, yaşamı destekleyecek kadar güçlü olan bir amaç icat etmek.
Sonra da, bu amacın bizzat muharriri olduğumuzu yadsımaya yönelik usta bir manevra yapmak zorunda hissediyoruz ki, söz konusu amacı "keşfettiğimiz" -bu amacın oralarda bir yerlerde bizi beklediği- sonucuna varabilelim.
lşte, "zor kişilikler" doğal olaylar gibidir: Onlar her zaman vardır ve her zaman var ola caktır. Onlara öfkelenmek, kötü havaya veya yerçekimi kanununa kızmak kadar boşunadır.
İnsanlar davranmaya koşullanmış oldukları şekilde, yetiştirildikleri şekilde, kendilerinden beklenen şekilde davranırlar. Doğanın işlemesine izin verilmez; sadece terbiyenin işlemesine izin verilir. Benim köleler dediğim insanlar bunlardır.