Tuğçe

İnsanın varoluşundaki acıyı anlıyorum, ama acı çekmenin, hayattan vazgeçmeyi gerektirecek kadar da bizi sarıp sarmalayan bir şey olduğunu sanmıyorum.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bu­da'nın da gösterdiği gibi, hayatın amacının peşine doğrudan doğruya düşmek, insanı geliştirecek nite­likte bir uğraş değildir. En iyisi kişinin kendisini yaşam ırmağının akışına bırakması ve bu sorunla­rın uzaklara sürüklenmesine izin vermesidir.
İnsanoğlu olarak, bir anlam arayışı içinde bulu­an ama gerçek anlamı olmayan bir dünyaya fırla­tılmış olma şanssızlığını yaşayan yaratıklarız. Ya­şamdaki en büyük ödevlerimizden biri, yaşamı des­tekleyecek kadar güçlü olan bir amaç icat etmek. Sonra da, bu amacın bizzat muharriri olduğumuzu yadsımaya yönelik usta bir manevra yapmak zorun­da hissediyoruz ki, söz konusu amacı "keşfettiği­miz" -bu amacın oralarda bir yerlerde bizi bekle­diği- sonucuna varabilelim.
lşte, "zor kişilikler" doğal olaylar gibidir: Onlar her zaman vardır ve her zaman var ola­ caktır. Onlara öfkelenmek, kötü havaya veya yerçekimi kanu­nuna kızmak kadar boşunadır.
Sayfa 23·Kitabı okudu
İnsanlar davranmaya koşullanmış oldukları şekilde, yetiştirildikleri şekilde, kendilerinden beklenen şekilde davranırlar. Doğanın işlemesine izin verilmez; sadece terbiyenin işlemesine izin verilir. Benim köleler dediğim insanlar bunlardır.