Fakat Beyaz Diş sevgisini onun kadar belli edemiyordu.Kendisini yeni yollarla ifade edemeyecek kadar yaşlanmış, hamuru fazlaca katılaşmıştı. Fazlasıyla ağırbaşlı ve temkinliydi. Çok uzun zamandır suskun, mesafeli ve huysuzdu.
İnsanların her sözü, her temkinli hareketi ona dehşet veren vahşiliğini hatırlatıyordu. Onların her davranışı bu vahşiliğini daha da tetikliyordu. Böylece vahşiliği kendi kendini besleyip daha da çoğalıyordu. Bu da hamurunun esnekliğinin çevrenin baskısıyla şekillenebileceğine bir diğer örnekti.
Bütün korkaklar gibi, Güzel Smith de acımazsızdı. Bir adamın darbeleri ya da öfkeli sözler karşısında siner, intikam almak için de kendisinden daha güçsüz olanlara zarar verirdi. Her canlı gücü severdi, Güzel Smith de onlardan farklı değildi. Kendi türü arasında güç sergileyemediği için daha güçsüz yaratıklar buluyor, hırsını onlardan çıkarıyordu. Ama Güzel Smith’in doğası böyleydi. Bu yüzden onu kimse suçlayamazdı. Dünyaya biçimsiz bir vücut ve acımasız bir zekayla gelmişti. Hamuru böyleydi ve dünya onu hiç nazikçe yoğurmamıştı.
Gün ışığını ilk kez ıssız bir mağarada görmesi, ilk dövüşlerini kar tavuğu, gelincik ve vaşakla yapması boşuna değildi. Yavruluk dönemini Lip-lip’in ve yavru köpekler sürüsünün zulmüyle geçirmesi de boşuna değildi. Başka türlü de geçirebilirdi ama o zaman farklı bir hayvan olurdu. Lip-lip olmasaydı, diğer yavru köpeklerle birlikte büyüyebilir ve onları daha çok sevebilirdi. Gri Kunduz’dan biraz ilgi ve sevgi görseydi, derinlerindeki iyi özellikler su yüzüne çıkabilirdi. Ama öyle olmadı. Beyaz Diş’in hamuru bu şekilde yoğuruldu. Huysuz, yalnız, sevgisiz, vahşi ve türünün düşmanı bir yaratık olarak son halini aldı.