Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Oysa bu gezegende zaman çoğu şeyi çok çabuk onarabiliyordu. Isobel'e bakınca mucize görüyordum. Biliyorum, gülünç bir şeydi bu. Ama insan, kendi küçük çapında, matematiksel açıdan mucizevi bir başarıydı gerçekten.
Isobel'in annesiyle babasının tanışması küçük bir ihtimaldi mesela. Tanışmış olsalar bile, insanların kurlaşma süreçlerini kuşatan sayısız sıkıntı düşünüldüğünde birlikte bebek sahibi olma ihtimalleri iyice azdı. Bebek yapmaya karar verdiler diyelim, bundan önce annesinin içinde yaklaşık yüz bin tane yumurta, aynı süre zarfında babasının da beş trilyon spermi olmuş olacaktı. Ama o zaman bile, yani 500.000.000.000.000.000.000'da 1 var olma şansı bile varoluşu korkunç bir şekilde hafife almak olurdu, insan yaşamının tesadüfiliğinin hakkını hiçbir şekilde veremezdi.
Yani bir insanın yüzüne baktığınızda, o insanı oraya getiren şansı kavramak zorundaydınız. Isobel Martin'den önce, sadece insanları sayarsak, 150.000 kuşak gelip geçmişti. Bu, giderek olasılıksızlaşan çocuklarla sonuçlanan, giderek olasılıksızlaşan 150.000 çiftleşme demekti. Her kuşak için, katrilyon çarpı katrilyonda bir olasılık demekti.
Yahut evrendeki atomların sayısından yirmi bin kat fazla demekti. Ama bu bile sadece başlangıçtı çünkü insanlar yalnızca üç milyon Dünya yılıdır buradaydı ve bu da, gezegende yaşamın başlangıcından beri geçen üç buçuk milyar yıla kıyasla çok kısa bir süreydi.
Yani yuvarlak hesapla Isobel Martin’in var olması matematiksel açıdan imkansızdı. On üssü sonsuzda sıfır. Ama burada, karışımdaydı ve ben bu duruma şaşırıp kalıyordum. Bir anda dinin burada neden bu kadar büyük bir nesle olduğunu anladım. Çünkü, elbette ki, Tanrı’nın var olması mümkün değildi. Ama öte yandan insanların var olması da mümkün değildi. Dolayısıyla insanlar kendilerinin var olduğuna inanıyorlarsa, mantıken, kendilerinden azıcık daha olasılıksız bir şeye inanmaları da çok abes değildi.
Bir İnsana Tavsiyeler
•Yeteneklerin hakkında endişelenme. Sevme yeteneğin var, bu yeter.
•Bazen kendin olmak için kendini unutman ve başka bir şey olman gerekir. Karakterin sabit bir şey değil. Ona ayak uydurabilmek için hareket etmelisin.
•Hiç doğmayabilirdin. Varlığın imkansıza yakın bir ihtimal. İmkânsızı reddetmek kendini reddetmektir.
•Hayatın 25.000 gün olacak. Bunların bir kısmını unutamayacağın şekilde yaşadığından emin ol.
•Trajedi, tamamına ermemiş komedidir aslında. Bir gün buna güleceğiz. Bir gün her şeye güleceğiz.
•Bir yaşam formunun altını, bir diğerinin teneke kutusudur.
•Öfken seni endişelendirmesin. Öfke duyman imkânsız hale geldiğinde endişelen. Çünkü o zaman tükenmişsin demektir.
•Mutluluk senin dışında bir yerde değil. Mutluluk senin içinde.
•Güneş batıyorsa durup izle. Bilgi sonludur. Hayranlıksa sonsuz.
•Mükemmelliği hedefleme. Evrim ve hayat hatalarla mümkündür sadece.
•Bulutsuz bir gecede gökyüzüne bakıp binlerce yıldız ve gezegen gördüğünde bunların pek çoğunda hemen hemen hiçbir şey olmadığını bil. Asıl hikayeler çok daha uzakta.
•Bir gün insanlar Mars’ta yaşayacak. Ama oradaki hiçbir şey Dünya’da yağmurlu bir güne uyandığın tek bir sabahtan daha heyecan verici olmayacak.
•Soğuk biri olma. Evren soğuk zaten. Önemli olan sıcak kısımlar.
•Hiçkimse hiçbir konuda tamamen haklı değildir. Hiçbir yerde.
•Herkes bir komedidir. Eğer sana gülüyorlarsa asıl şakanın kendileri olduğunu anlamıyorlardır sadece.
•Beynin açık. Kapanmasına asla izin verme.
•Bin yıl içinde, tabi insanlar o zamana kadar hayatta kalabilirlerse, bildiğiniz her şeyin yanlış olduğu ortaya çıkacak. Ve onların yerini daha büyük mitler alacak.
•Her şey bir fark yaratır.
•Zamanı durdurma gücün var. Öpüşerek zamanı durdurabilirsin. Ya da müzik dinleyerek. Bu arada müzik, başka türlü
Az bir yol gitmiştim ki gördüm onu. Sokağın karşı tarafındaydı, beni görmedi. O anın benim için bunca önemli, onun için bunca önemsiz olması tuhaf geldi. Ama sonra galaksilerin çarpıştıkları zaman birbirlerinin içinden geçip gittiklerini hatırlattım kendime.