Tuğçe Karacaoğlu

Tuğçe Karacaoğlu
@Tugcekaracaoglu
Köpeklerin bundan çok hoşlandığını keşfetmiştim. Çimlerde koşup özgür numarası yapmayı ve birbirlerine, “Biz özgürüz, biz özgürüz, bakın, bakın ne kadar özgürüz,” diye bağırmayı seviyorlardı. Gerçekten üzücü geliyordu. Kendilerine yutturmayı seçtikleri bu kolektif yanılsamaya, eski kurt benliklerine karşı hiçbir nostalji duymadan, canı gönülden teslim oluyorlardı. İnsanların dikkate değer yanlarından biri de buydu, diğer türlerin yaşam biçimlerini şekillendirip asli doğalarını değiştirebilme yeteneği. Belki aynı şey benim de başıma gelebilirdi, ben de değiştirilebilirdim, belki de zaten değiştiriliyordum. Kim bilebilirdi? Öyle olmadığını umdum. Hala bana söylendiği kadar saf, bir asal sayı kadar, doksan yedi kadar güçlü ve yalnız olduğumu umdum.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Asal sayılar insanları basbayağı delirtiyordu çünkü bu konuda çözemedikleri çok fazla şey vardı. Asalların yalnızca bire ve kendilerine bölünebilen tam sayılar olduğunu biliyor, fakat bu noktadan sonra bin bir soruyla baş başa kalıyorlardı. Mesela bütün asalların toplamının bütün sayıların toplamıyla aynı olduğunu biliyorlardı, ikisi de sonsuzdu. Bu da bir insan için çok şaşırtıcı bir gerçekti çünkü pek tabii ki sayıların sayısı, asalların sayısından çok daha fazla olmalıydı. Bu gerçekle yüzleşmek onlar için öyle imkansızdı ki içlerinden bazıları iyice kafa yorduktan sonra ağzına bir silah dayayıp tetiği çekerek beynini dağıtmayı tercih etmişti. İnsanlar asalların Dünya’nın havasına çok benzediğini de kavramıştı. Ne kadar yükseğe çıkarsanız hava da asallar da o kadar azalıyordu. Örneğin 100’ün altında 25 tane asal varken, 100 ile 200 arasında 21, 1000’le 1100 arasında ise sadece 16 tane vardı. Öte yandan havanın aksine, sayılarda ne kadar yukarı çıkarsanız çıkın etrafta hâlâ asallara rastlayabiliyordunuz. Örneğin 2097593 asal sayıydı ve bu sayıyla, mesela, 43143988327398955727932419750374600193 arasında milyonlarca başka asal vardı. Yani asal sayıların atmosferi sayısal dünyayı kaplıyordu. Ancak insanlar asalların görünürdeki rastgele örüntüsünü açıklamakta güçlük çekiyordu. Asallar giderek azalıyordu, ama insanların akıl erdirebildiği şekilde değil. Bu durum onları derin bir hüsrana uğratıyordu. Eğer bu problemi çözebilirlerse her konuda ilerleyebilirlerdi çünkü asal sayılar matematiğin, matematik de bilginin kalbiydi.
Alıntı
Evrimde olduğu gibi matematik yolunda da hızlı ilerlemeler ve ilerlemeyi sekteye uğratan aksilikler yaşandı. Eğer İskenderiye Kütüphanesi yanıp kül olmasaydı Antik Yunanlıların başarılarını daha erken ve daha etkin biçimde geliştirebilir ve böylelikle Ay’a ilk insanı Cardano, Newton ya da Pascal zamanında gönderebilirdik. O zaman şimdi hangi noktada olurduk kim bilir. Yirmi birinci yüzyıla geldiğimizde hangi gezegenleri dünyalaştırmış ve kolonileştirmiş olurduk? Tıp nereye varmış olurdu? Karanlık Çağlar yaşanmamış olsaydı, yaşlanmamanın, ölmemenin yolunu bulmuş olurduk belki şimdiye kadar.
Alıntı
Asal sayılar güçlüdür. Başkalarına bağımlı değildir. Saftır, tamdır ve gücünü asla kaybetmez. Asal sayılar gibi olmalısın. Gücünü kaybetmemeli, mesafeni korumalı ve etkileşimden sonra değişmemelisin. Bölünmez olmalısın.
Alıntı
“Yataktan kalkmışsın.” dedi Isobel. “ Evet.” dedim. İnsan olmak bariz gerçekleri tekrarlamak demekti. Tekrar tekrar, durmadan sonsuza kadar.
Alıntı