Bir fotoğraf daha. Bu kez sıcak bir yerdeydiler. Masmavi bir gökyüzünün altında, harap haldeki dev sütunların arasındaydılar. Eski bir insan medeniyetinden kalma önemli bir yapı olmalıydı bu. (Yeri gelmişken belirteyim, Dünya’da bir grup insanın bir araya gelip içgüdülerini bastırmanın sonucuna medeniyet deniyor.)
Schopenhauer İstenç ve Tasarım Olarak Dünya diye bir kitap yazdı. Temelde söylediği şey şu: Dünya kendi istencimizle farkında olduğumuz şeydir. İnsanlar temel arzuları tarafından yönetilir ve bu da acı çekmemize yol açar çünkü arzular bizi dünyadan bir şeyler istemeye iter, oysa dünya bir tasarımdan başka bir şey değildir. Aynı istekler gördüklerimizi de şekillendirdiğinden kendimizi tüketmeye başlar ve sonunda da delirip kendimizi burada buluruz.
İnek Dünya’da yaşayan evcilleştirilmiş ve toynaklı bir hayvan. İnsanlar bu hayvanı yiyecek, içecek, gübre ve tasarım ayakkabılar elde etmek gibi çeşitli amaçlar için kullanıyor, inekleri yetiştiriyor, boğazlarını kesiyor, parçalarını ayırıyor, paketliyor, donduruyor, satıyor ve pişiriyorlar. Bunu yapınca kendilerinde yedikleri hayvana bonfile ve biftek gibi isimler takma hakkını görüyorlar çünkü bir insanın inek yerken düşünmek istediği son şey inekler.