Bizim elimizden ne gelirdi ki? Biz babamızın evladıyız. Bir bahane, dünyada yeterince bahane yok.
“En azından inandırıcı bahaneler yok," dedi Lee. "Yoksa suçluluğumuzu çoktan silip atardık; dünya cezalandırılmış hazin insanlarla dolu olmazdı.
"Peki ama bu resme başka bir çerçeve düşünebiliyor musun?" dedi Samuel. "Bahane olsun olmasın, dön dolaş atalarımıza geliyoruz. Suçluluğu taşıyoruz.”
"Ben Tanrı'ya biraz kızdığımı hatırlıyorum," dedi Adam. "Hem Kabil hem de Habil neleri varsa vermişler, Tanrı Habil'i kabul etmiş, Kabil'i reddetmiş. Bu bana öteden beri adaletli gelmedi. Hiçbir zaman anlamadım. Siz anlıyor musunuz?"
"Belki farklı bir açıdan bakıyoruz," dedi Lee. "Hatırladığım kadarıyla bu öykü çoban bir halk tarafından, onlar için yazılmış. Çiftçi değillermiş. Çobanların tanrısının besili bir kuzuyu bir bağ arpadan daha değerli bulması normal değil mi? Kurban en iyi, en değerli şey olmalıdır.”
"Evet, bunu anlıyorum," dedi Samuel. "Bu arada, Lee, Doğulu mantığını Liza'ya sunmak konusunda seni uyarmış olayım.'
Adam heyecanlanmıştı. “Evet, ama Tanrı Kabil'i niçin lanetledi? Adaletsizlik bu.'
“Sözleri dinlemekte yarar var," dedi Samuel. "Tanrı Kabil'i katiyen lanetlemedi. Tanrı'nın bile bir tercihi olabilir, öyle değil mi? Farz edelim ki Tanrı kuzuyu sebzeden daha çok seviyordu. Galiba ben de öyleyim. Kabil ona bir kucak havuç getirdi belki. Tanrı da, 'Ben bunu sevmem. Bir daha dene. Sevdiğim bir şey getir, seni de kardeşinle aynı kata koyayım,' dedi. Ama Kabil öfkelendi. Gururu incindi. Bir adamın gururu incindiğinde bir şeyi parçalamak gelir içinden, Habil de öfkesinin karşısına çıktı."
"Aziz Pavlus İbranilere Habil'in inancı olduğunu söyler," dedi Lee.
"Tekvin'de buna değinilmiyor," dedi Samuel. "İnançtan, inançsızlıktan bahis yok. Sadece Kabil'in asabiliği ima