"Gelişim her şeydir" ekonomisinin temel psikolojisi, gelişimin üstüne gelişim yıktıktan sonra, bunun üzerine mükemmeliyetçiliği istifler. Ancak siz ve ben, olabildiğince fazla kar için sürekli yeniden düzenlenmesi gereken bir iş modeli değilizdir. Aynı zamanda, maksimum performans için devamlı ayarlanması gereken bir makine dişlisi olduğumuz da söylenemez. Biz, yorgun ve bitkin düşebilen insanlarız. Yaşlanır ve çökeriz. Yetiştirebildiğimiz ve geliştirebildiğimiz kaynaklar sınırsız değildir.
İnsanüstü bir dayanıklılığa sahip olsak bile, çoğu zaman başarısızlıktan öğrenilebilecek fazla bir şeyin olmadığını kendimize hatırlatmak akıllıca olur. Ne yaptığımızı bilsek de; dikkatimizi yitirmiş, uykusuz kalmış, kendimizden daha nitelikli ve ayrıcalıklı birine denk gelmiş olabiliriz. Hayat böyledir. Terslikler geliyorum demez.
Geldikleri zaman da, "gelişim her şeydir" psikolojisi ciddi ölçüde ters tepki yapar; çünkü, şefkatli bir öz-değerlendirme sağlamak yerine, bizi amansız bir kendini geliştirme kafesine hapsederek -o belirsiz- "gelişim"in peşinde koşarak daha da zorlamaya teşvik eder ve nihayetinde kusursuz olma ihtiyacının tutsağı haline getirir.
Her "daha iyi başarısız ol" klişesinin amaçladığı şey, başarısızlığı allayıp pullayıp, sterilize edip, üstüne bir papyon taktıktan sonra üstüne "gelişim" damgasını basarak topluma sergilemektir. Bu "kalıplaşmış" lafların hiçbirinde, narin insaniyetimizi kendi haline bırakmaya ve savunmasızlığın hayatlarımıza nüfuz ederek, yeme içme kadar önemli bir beslenme biçimi olmasına izin verilmez. Neden bizden sürekli gelişmemiz ve başarmamız beklenir? Başarısızlığın neden sürekli iyileştirilmesi gerekir? Biz neden onu olduğu gibi, yani varoluşumuzun doğal bir parçası olarak bırakamayız?
"Çocuk, ilk başlarda toplum ile direkt yüz yüze gelmez. Bunun yerine onunla, karakter yapıları ve eğitim yöntemleriyle toplumun psikolojik temsilcileri olarak işlev gören ebeveynler aracılığıyla tanışır."
Erich Fromm