“Yani, bırakalım erkekler bize ne isterlerse yapsınlar, öyle mi?”
“Erkekleri kışkırtmamalıyız” dedi Becka. “Kadının başına ne gelirse, suçlusu kısmen kendisidir.”
Jade, bir Becka’ya, bir bana baktı. “Yani suçlu, kurbanın veya mağdurun kendisi, öyle mi? Gerçekten mi?”
“Pardon?” dedi Becka.
“Boşver. Kaybeden her zaman ya kadınlardır, ya da yine kadınlardır, demek istiyorsun. Ne yapsak –veya yapmasak– ağzına sıçılan yine biz olacağız.”
"Tanrı, anlattıkları gibi değil” dedi. “Ya Gilead’a inanırsın, ya Tanrı’ya, ama ikisine birden değil.” Becka kendi bunalımıyla böyle başa çıkmış.
Ben bunu yapabileceğimden emin değildim. Gizliden gizliye, artık ikisine de inanamayacağımdan korkuyordum. Ama inanç sahibi olmak istiyordum, bunu çok arzuluyordum. Nihayetinde inanç istemekle gelmez miydi zaten?