Ermeniler ve Türkler aynı sebeplerle Kürtlere karşıdır. Yani, bir toplum olarak Kürtlerin kabulü, her ikisinin de egemenlik iddialarına büyük bir darbe olacaktır. Şimdiye kadar hem Türkler hem de Ermeniler arenadaki tek yarışmacının kendileri olduklarını düşündüler, zafer ümidiyle yaşadılar. Ermeniler Avrupa'nın desteğine, Türkler ise Müslümanların ezici çoğunluğuna bel bağladılar. Her iki taraf Kürtleri sadece önemsiz piyonlar olarak gördüler.
I. Dünya Savaşı süresince Edward Carpenter gibi bazı savaş karşıtı feministler, kadınların erkeklere kıyasla daha barışsever olmasını sağlayan benzersiz özellikler taşıdığını iddia etti. Bir tarihçi tarafından "iyileştirici etki savı" şeklinde adlandırılan cinsiyet ayrımına dayalı bu vurgu, kadının anaç ve yetiştirici rolüne odaklanır. Tarihçi C. Roland Marchand bu bakış açısını şöyle tanımlar: "Kadınlar 'duyarlılık ve merhametin daha nazik biçimini bünyelerinde barındırırlar; dolayısıyla siyasi iktidara kendilerine has bir katkı sunabilirler (...) Kadına oy hakkı için savaşan Harriet Stanton Blatch'ın da ileri sürdüğü gibi fiziksel güce dayalı yıkıcı eril fikirlerle, ancak, 'anne bakış açısı 'uluslararası diplomasiye ağırlığını koyduğu zaman başa çıkılabilir."
Kapitalizme karşı olmadan faşizme karşı olanlar, bir barbarlığın içinden çıkan başka bir barbarlıktan yakınanlar, buzağı eti yemek isteyen ama buzağıyı öldürmek istemeyen insanlara benzer