Kürt sorunu, 1840'a doğru kendi coğrafyasını aşmış, dünya meselelerinden biri haline gelmiş, Avrupa da ilgilenmeye başlamıştı, ilgi üzerine, Osmanlı yönetimi, daha sonra cumhuriyetçilerin de tekrarladığı "ıslahat" pohtikasına yöneliyordu. İstanbul yönetimi, Avrupa'ya karşı kendini "medeni" Kürdistan'ı da "geri" gösteriyor, onlara "iyilik" için "medenileştirme" hamlesine geçiyordu. "Kürdistan'ın uygarlaştırılması ", feodal anarşinin ortadan kaldırılıp asayişin sağlaması adıyla devlet terörünü dağlara yayıyordu. Rus tarihçi Lazarev, Osmanlı'nın bu taktiğinin sonuçlannı
şöyle anlatıyordu:
"Yönetimin tümüyle rüşvete bulanması, rüşvetle satın alınır hale gelmesi bir yana, keyfilik, zorla el koyma, yağma, Türk sivil ve askeri yönetiminin günlük rutin işleri haline gelmişti. Doğu Anadolu ve İrak'taki Kürt halkına daha büyük baskı ve terör
uygulanıyordu. Özellikle Bağdat'taki Mehmed Paşa, halka yaptığı hayvanca muameleyle ün kazandı. Kürtler, yeniden aktif protesto biçimlerine döndüler."