Kişinin yaşantısını ancak insan değerinin ve etik değerlerin bilgisinden kaynaklanan bir inancı belirliyorsa, ancak o zaman yaşantısı etik bir yaşantıdır. Çünkü kişinin değerli gördüğü ve gerçekleşmeleri gerektiğine inandığı bunlarsa, inancı, temeli olan, içerikli, insanın olanaklarının bilgisinin oluşturduğu bir inançtır, demektir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Doğa bilimlerinin açıklamalarına özenerek -tüketiciliklerine özenerek- nedensel açıklamalardan başka açıklamaları "bilimsel" saymayan, bu yüzden de sadece nedensel açıklamalara gelemeyen, insan ve başarılarıyla ilgili olguları görmezden gelmek, kenara itmek zorunda kalan bir epistemolojiye dayanılırsa, doğal olarak, kişiler arası ilişkilerin bir çok sorunu nesne edinilemez; Etiğin de normatif bir bilgi dalı -olanı değil "olması gereken"i* anlatan, başka bir deyişle gerçeği "idealize eden" bir grup "metafizik" sorunlar alanı- olarak görünmesi kaçınılmaz olur.
(*Oysa yaşamda "olması gereken" bir şey yok; "yapılması gereken" ve "gerekeni yapmak" söz konusudur.)
Emin olma ihtiyacının bu evrilip çevrilen çıkmazı, çıkar bir yola da işaret etmektedir: bu, böyle bir sorunun psikolojik olduğunu bilinçlendirmek, değer sorunlarıyla biraz hesaplaşmak ve bir doğru değerlendirme yapmanın asgari koşulları olarak doğru değerlendirme etkinliğinin nesnel koşullarını göz önünde bulundurarak, ilişkide bulunulan kişilerin eylemlerine bakmak gibi şeylerdir. Bunun ötesi bir rastlantıya, doğru değerlendirme yapan bir kişiye rastlamaya ve bu rastlantının farkına varacak durumda olmaya -bu duruma gelmiş olmaya- bağlıdır.
Bir etik ilişkide bir davranış, saçaklı bir düğümden çıkan bir ipucudur. Diğer iplerden hangisinin bu ucun devamı olduğunu anlamak için, düğüme sabırsızlanmadan bakan gözler, aynı zamanda bercerikli parmaklar gerekli: ayrıntılardaki farkları görebilen gözler ve en sıkı düğümü hafifçe gevşetmeye alışkın parmaklar.
İnsan kendini yabancı hissetmezse, kapı komşusu bile olsa yabancı ülkeden gelen biriyle asla karşılaşmaz. Oysa ben, biyografik nedenlerle kendimi en başından beri "yabancı" hissetmişimdir.