Tuna

Ama bu kârhane-i âlemde herkes az-çok bir hesap ödüyordu. Tamam, hiç ödemeyenler de vardı, kabul. Ama bu düşünceyle yaşanmıyordu. Birilerinin zerre hesap ödemeden, tereyağından kıl çeker gibi şu hayattan geçip gittiğini bilmek insanı fena yapıyordu. Bu yüzden bedduayı keşfetmişti insanoğlu, ilenmeyi, kargışlamayı, en kötü şeyleri dilemeyi. Beklenmedik felaketler karşısında neden ben? diye soran herkes, aslında içten içe kimin hesabını ödediğini soruyordu.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İsyanım harlanmıyordu, tutuşmuyordu, tutuşturmuyordu. Kendi içime doğru yanıp kül oluyordum her gün.
Bende insanım ve herkes gibi bende korkarım ölümün en rahatından bile. Ne var ki insan, hakkında iyi düşünceler beslediği dünyanın mahvolmuş olduğunu keşfetmeye görsün bir kere. İnsanın altın çağının geri gelmeyeceğini, zaten hiç olmadığını, ömür denen şeyin boş bir umudu beslemekten ibaret olduğunu anlamaya görsün. İnsan, insan denen varlığın en iyimser oranla yarısının şerefsiz mahlukat, diğer yarısının da bu şerefsiz mahlukatın oyuncağı olduğunu fark etmesin bir kere. İşte orada yeni bir ülke başlar. Bu ülke bir hayaldir aslında, bir umut, öncesiz ve sonrasız, anlık bir anlamdır sadece. Ama burası en onursuzca çöküşten doğan onurun ülkesidir.
Ama her şey öyle çürümüş ki, en insan olanımızın bile hayatta hiçbir şeyin kendini feda etmeye değmediğini düşünüyor artık. Hangimizin hayatı bir değer için kendini feda etmekten daha kıymetli oysa?
Riyanın altın çağını yaşadığı bu dünya artık bir çirkef çukurudur. Siz hala bu dünyaya inanıyor musunuz?