Kadın da çalışabilir bir unsur kabul edildiği için onun
da çalışıp kendisine kazanç temin etmesi mecburi görülür, ve kadınla erkeğin çalışma hayatında her yerde tamamen eşit oldukları iddia edilir.
Kadın mutlaka gelir getirmelidir. Gelir getirmediği takdirde kendisine küçük bir unsur gibi bakılmaktadır. Bir erkek, ailede para kazanmakla aileye daha büyük menfaat getirdiği psikolojisi içindedir. Bu, hakiki saadete geniş ölçüde mani olmaktadır. Batı'nın düşünce sistematiği, kadına, onun fıtratına uymayan birtakım mecburiyetler ve yükümlülükler yüklemektedir. Dolayısıyla Batı' daki kadını mesut bir kadın olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Sovyet bloğuyla mukayese ettiğimiz zaman, sadece refah düzeyi daha iyi durumdadır,
Batı' daki sistem de materyalist esaslara göre tanzim edilmiştir. Bunun neticesi olarak Batı' daki zenginler, fakirlerle ilgilenmek hususunda kendilerinde bir mecburiyet duymamaktadırlar.
"Onlar da çalışıp kazansın" demektedirler. Batı ' da her şey kârla, parayla ölçüldüğü için insanlarda insaf dediğimiz hassasiyet kısmen kaybolmuştur. Batı' da, bir insan bir kuruş için karşısındaki insana en büyük eziyeti verir, o bir kuruştan fedakarlık yapmaz.
Batıda gerçekten materyalist bir ortam ve insaf bakımından körelmiş bir yapı vardır.
İnsanı esas tatmin eden huzur, karşılıklı sevgi, muhabbet ve manevi değerler toplumda ortadan kalkarsa nasıl huzursuz bir manzara meydana gelir, bunu komünizmde görmek mümkündür.
Aslında bu rejim, işçiye refah getirmek için ortaya çıktığını iddia eden bir rejimdi. Halbuki gerçekte işçiye de bir refah getirmemişti, işçinin birtakım haklarını gasp etmek ve onun normal ihtiyaçlarını karşılayamadığı halde, işçiyi baskı altında tutma uygulaması içerisindeydi. Bu memleketlerde işveren ve devlet aynı kimsedir, işçinin kendisine uygulanan ücret sistemine itiraz makamı yoktu. İşveren ve devlet aynı kimse olduğu için tüm sınıfsızlık iddialarına rağmen bu rejimdeki insanlar arasında da yine, idare edenler ve idare edilenler zümresi doğal olarak oluşmuştu. Tek fark idare edenlere karşı bir itiraz mercii ve bir itiraz imkanı yoktu. İdare edenler rahat rahat bu rejim içerisinde her türlü zulmü, işkenceyi uygulama hakkına sahipti.
Fazla üretim cemiyetin malıdır." denilir ve üretimi yapanın elinden alınırdı. Kimsenin malı mülkü yoktu. Taksi şoförü kendi taksisinde bir memurdu, sürücüydü. Herkes evinde kiracıydı ve bir şeye sahip
olmak isteseniz olamazdınız. Bu durum doğal olarak toplumda çok önemli sonuçlar doğurmuştu. Böyle bir durum insan fıtratına, yaratılışına uygun olmadığından, toplum hayatında aksaklıklar yaşanmaktaydı.