“Peki, Urras'tan korkmanın akıllıca olabileceğini kabul ediyorum. Ama nefret niye? Nefret işlevsel değil, neden öğretiliyor bize? Acaba Urras'ın gerçekten nasıl olduğunu öğrenirsek seveceğimiz için mi- bir kısmını- bir kısmımız? Acaba ÜDE'nin engellemek istediği yalnızca onlardan bazılarının buraya gelmesi değil, bizden bazılarının oraya gitmesi olabilir mi?”
“Urras'la ilgili öğrencilere açık bilgilerin hepsi aynı. İğrenç, ahlak dışı, dışkısal. Ama düşünün şimdi. Eğer Göçmenler ayrıldığında durum o kadar kötüyse yüz elli yıl nasıl dayanabildiler? Eğer o kadar hasta idiyseler, neden ölmediler? Mülkiyetçi toplumları neden çökmedi? Neden bu kadar korkuyoruz?”
“Bulaşmasından,” dedi Bedap.
“Biraz açılmaya dayanamayacak kadar zayıf mıyız?Her neyse, hepsi hasta olamaz.
“ÜDE ve eğitim hizmetleri sendikasının bize Urras hakkında yalan söylediğini mi iddia ediyorsun?”
“Hayır, yalnızca bize anlatılanlardan başka bir şey bilmediğimizi söylüyorum.
“Gerçekten erkeklerin işleriyle kadınlarınki arasında bir fark yok mu?”
“Hayır, iş bölümü için fazla mekanik bir temel değil mi bu? İnsan işini ilgisine, yeteneğine, gücüne göre seçer. Cinsiyetin bununla ne ilgisi var?”
Bu üstünlük ve aşağılık sorunu Urras'ın toplumsal yaşamında önemli bir yer tutuyor olmalıydı. Eğer Kimoe kendine saygı duymak için insan ırkının yarısının kendinden aşağı olduğunu düşünmek zorundaysa, kadınlar kendilerine nasıl saygı duyuyorlardı -onlar da erkekleri mi aşağı görüyordu? Bütün bunlar cinsel yaşamlarını nasıl etkiliyordu?