Ve bizim masalımız tam orada en güzel anını yaşadı. Hazar; kalbimin muhafızı, koruyucusu ve vazgeçilmeziydi. Hayatıma girdiği andan beri bana gücü, sevgiyi, aşkı öğretmişdi. Beni bir harabeden kurtarmış, bana gerçek bir ev vermişti. Her şeyden de öte, ruhum artık solmuş çiçek tarlalarının arasında, kuzgunlarla yürümeyecekti çünkü artık çiçekler bizimdi.
Her insan bir noktada kendini toparlamak zorunda kalabilir. Kendini düştüğü çukurdan çıkarmak, üstünü başını çamurlu elleriyle temizlemek, temizledikçe daha çok çamura bulanmak ve bu döngüden bir türlü çıkamamanın buhranlarında kaybolmak zorunda kalabilir. Olur, olmaz değil. İnsanız, kirlenebiliriz, batarız ve çıkarız, tepeyi de görürüz dibi de. Temizlemeye çabaladıkça kirletebiliriz de kendimizi, hayatı elimize yüzümüze bulaştırabiliriz. Zira hayat bazen inatçı bir çamur birikintisidir. Yeri gelir düşer yeri geler kalkarız ama vakti gelir, karşımıza tertemiz bir göl çıkar ve işte o zaman anlarız temizlenme vaktinin geldiğini. Hayat sana çamuru da verir suyu da. Seni düşürür de kaldırır da. Sen yeter ki devam et, çamurun sonu zaten çıkacak suya.