"Kuvayi Milliye, namuslu bir insanın yastığının altındaki tabancaya benzer,namusunu korumak için herhangi bir ümit kalmadığı anda, hiç olmazsa intihar etmeye yarar."
Mustafa Kemal
Kitap çok akıcı ve ilgi çekici monolog ve diyaloglarla ve farklı bir anlatım tarzıyla yazılmış.Osmanlı imparatorluğunun son büyük Sultanı olan ll.Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra Selanik'te bulunan Alaatini Köşküne nakline ve burada geçen 3 yıla, Abdülhamid'in padişah ve şehzade iken yaşadığı;zorluklara,olaylara,aşklara,düşüncelerine,Fransa ve İngiltere seyahatine,ruh hâline yer verilmiş, çocukken yaşadığı tramvası olan yere,Beylerbeyi Sarayına nakledilmesi ile son bulmuştur. Kitapta birkaç yerde çok tekrarlar olsa da çok akıcı ve sürükleyici olmuş.Çok güzel ve farklı bir bakış açısıyla kaleme alınan bir çalışma olmuş.Abdülhamid'in son dönemini merak edenlerin ilgiliyle okuyacağından şüphem yok. İyi okumalar dilerim..Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli
"Bakın size bir de ilginç bir deve hikayesi anlatayım" dedi padişah gülerek."Çok hoş bir hikâyedir.Amerikan iç savaş sırasında bir subay,o kıtada hiç bulunmayan develerin işe yarayacağını düşünmüş,böyle bir tavsiye raporu yazmış. Amerikan hükümeti de kabul edip cennetmekân pederimden ricada bulunmuş,deve denilen dayanıklı hayvanlardan göndermesini istemiş.Neyse uzatmayayım. İzmir civarından develer ve bakıcıları Amerika'ya gönderildi.Duyduğuma göre develer orada iklime pek alışamamışlar ve bir faydaları olmamış ama Amerikan halkı develeri çok sevmiş.Bir devenin bakıcısı Hacı Ali'nin adını değiştirip Hay Coli demişler. Hatta bir şirket de Türk tütününden Camel adını verdiği bir sigara üretmek için faaliyete başlamış."
İngilizlere aynı anda hem hayranlık duyar hem de onlardan çekinirdi. Ağzında yarısı yanmış bir sigarayla ahşap tahtayı rendelerken, "ingilizden ve fareden korkulur " diye geçirdi içinden. Uyurken fareler tarafından burnu ve kulakları yenen birçok insan görmüştü. Fare,insanın ruhu bile duymadan yapardı bu işi.Yiyeceği organı üfleyerek uyuştururdu,bu yüzden kurbanın ruhu bile duymazdı,bir tarafları kemirilirken. İngilizler de böyleydi işte, bir yeri almaya kafaya koyduysa, şeytanın aklına gelmeyecek metodlarla çalışır ,ne pahasına olursa olsun hedeflerine ulaşırdı, tüm bunlar olurken kurban çok geç olana kadar hiçbir şey hissetmezdi.Ta ki iş işten geçene kadar.
Sayfa 185 - İnkılâp Kitap ve Yayınevi·Kitabı okudu