Dili ve anlatımı ile sade, manası bakımından derin ve düşündürücü bir kitap.
Tartışma havasında insan nedir? Sorusunu masaya yatıran yaşlı-bilge düşünür ve genç adamın diyalogları dan oluşan bu kitap: insanın insanı uzun ve detaylı incelemesine dayanıyor. Savunduğu düşünceleri hayattan örnekler ile açıklıyor.
Savunulan tez: insanın kendi, doğuştan gelen mizacı( buna kitaptan yaptığım çıkarımla salt vicdan+ salt nefis diyorum) ve bu mizaca çevrenin eklenmesi sonucu oluşan bütündür. Mizaç+ çevrenin ortalaması. Olaya böyle bakıldığında tanrının yaratması ile var olan, çevrenin etkisi ile gelişen ve kararlarımızı doğrudan etkileyen -buz dağının görünmeyen kısmı- vicdan ve nefs bizim kendi irademizle var olmadığı ve bizim kendi karar ve düşüncelerimize itaat edip o yönde gelişmediği için insan vicdan ve nefs buyruğunda bir makine olarak görülmektedir. Sadece ruhumuzu elinde tutan nefs ve vicdani rahatlatmak ve ruhsal tatmin için onların buyruğundan çıkmayan bir makina.
Yazarın düşüncelerini özetleyen alıntı:
Benim için insan, pek çok mekanizmadan oluşmuş bir makine. Bu mekanizmaların ahlaki ve zihinsel olanları, içerideki Efendinin dürtülerine göre otomatik olarak hareket ediyorlar. Bu efendiyse, mizaçtan ve pek çok dış etkenle eğitimin birikiminden inşa edilmiş. Makinenin tek işlevi,arzular iyi ya da kötü olsa da, Efendinin ruhsal tatminini sağlamak.
(Kitabı okurken kitabın savunduğu düşünceyi kabul ettiğim anlarda aklıma en çok gelen soru : madem insan çevrenin toplamı yada ortalamasıdır . İyi, ahlaklı, bilge insanların yetişmemesi bozulan çevreye işarettir. Bir hocamın sözüydü: Bir ibni Sina kolay yetişmez. İbni sinayi ibni Sina yapan şey onun merakı ve öğrenme iştahdan çok o günün toplumuydu diyordu. )