Sarışın, pembe yanaklı, yeşil gözleri çakmak çakmak bir kızdı. Afacandı, hemen her şeye el atardı. Ağaçtan ağaca gezmeye bayılırdı. Her şeyi bilirdi sanki. Ben onun yanında çekingen dururdum. Büyüdükçe aramızda bir uzaklık oluştu. O, artık genç bir kızdı, bense delikanlı. İş güç derken çocukluk günlerinin anıları gerilerde kaldı. O gün, kapılarının sövesine yaslanıp benim gidişimi izlemesi içimi bir tuhaf etmişti. Saçları yine uzundu ama artık kumrala dönmüştü. Sürmeli gözleri çok güzeldi. Kirpikleri kaşlarına değiyordu. Bana niye öyle bakmıştı ki; cepheye gittiğimi bilmiyor muydu?
Bilir misiniz sabır nedir?
Bilmezseniz söyleyeyim bilin.
Ve bilmek en kolayı,
Siz sabrı yaşayın.
Zekeriya Aleyhisselam gibi yaşayın, diri diri ikiye kesilen.
Belki sizin bedeniniz kesilmeyecek ama ruhunuz kesilirken ortadan ikiye, onunla birlikte kalbiniz, sabredin.
Dostoyevski'nin bazı kitaplarını okumak bir üniversite bitirmek gibi. Yeraltından notlar kitabında bakın ne diyor:"duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa kendimi parçalayacak değilm elbette. Ama önümde duvar var diye boyun eğmeyide de kabullenemem.
"