Benim varlığım onun için yüktü. Omuzlarında, alnının ortasında, kalbinde kara bir yüktü yıllarca. Belli etmeden taşıdı. Dizlerindeki ağrılar, sırtındaki kambur, yüzündeki çizgiler, dilindeki dua o yükün izi. Hani halının üzerine bir koltuk koyarsın, yıllar sonra o koltuğu kaldırdığında bir daha düzelmeyecek olan bir çukur kalır ya halıda. Ben o koltuktum onun hayatında. Kalktım gittim ve onu yüreğindeki çukurla bıraktım.
Beş dakika gecikince, “Kusura Bakma” dersin; birine kazara bir omuz geçirince dersin, üstüne yanlışlıkla çay dökülünce dersin. Fakat insanın kalbini dağlayınca denir mi?