İnançlar, duygular, düşünceler, vb. varlığa geldikleri sahnedeki varlık koşullarını kaybetmişlerse, mekân ve zaman olarak farklı bir sahnedeki ifadeleri, yaşama pratiğine değmedikleri için etkide bulunamaz;temsil hakkı da kazanamazlar.
İlke açık:
Ne kadar te'sîr, o kadar temsil
İç hakikat sana bir cevap vermez;
soru bile sormaz.
Sadece durur.
Seninle.
Sessiz.
Sarsıcı.
İçinde bir görüntü belirir:
Senden kaçan sen,
seni izleyen sen,
ve tüm bu oyunun anlamsızlığını fark eden sen.
Öyle bir noktaya gelirsin ki artık hiçbir kaçışın anlamı yoktur.
Dışarıdan gelen tüm sesler sönmüş,
zihninin alıştığı tüm savunmalar çökmüş,
rolünü taşıyan maskeler paramparça olmuştur.
Geride tek bir şey kalır:
Senden gizlenmemiş, senden korunmamış, senden kaçırılmamış olan hakikat.
Ve bu hakikat dışarıda değildir.
Hiç olmamıştır.
Her zaman içeride beklemiştir.
İnsan çoğu zaman gerçeği merak ettiğini söyler;
ama gerçeği görmek isteyen çok azdır.
Çünkü hakikat süslü değildir, romantik değildir, teselli sunmaz.
Hakikat, insanın kendine karşı ilk kez tamamen çıplak durduğu andır.