"Youngju, bir insanın başkasını nasıl o denli sevebileceğini,elli, belki de kırk sene önce yaşanmış bir aşkı yad ederek o kadar uzun zamanı nasıl olup da tek başına geçirebileceğini düşündü.Nasıl hiç pişman olmadığını, o adamın tek gerçek aşkı olduğundan nasıl emin olabildiğini sorguladı. Bir cevap bulamıyordu, sadece ona hayran kaldı; kadının seçtiği yaşam biçimi çetin, bunu göğüsleyişiyse çarpıcıydı."
"Ancak çoğu zaman başkalarını düşünmekten asıl kendimizi düşünemez hale geliyorduk. Ondan bundan bahsederek kendimizi konuşmaya zorlarken birdenbire bomboş hissediyor, bir an önce bulunduğumuz yerden çıkıp gitme isteğiyle sarmalanıyorduk."
"Artık bir alanı sevmesi, kendini huzurlu hissedip büsbütün olduğu gibi var olabilmesi, kendini dışlamadan kabullenebilmesi, o alanda kendine değer verip sevmesi gibi niteliklere bağlıydı."
Kitap harikaydı. Dünyasına, karakterlerine ve yazım diline bayıldım. Yazarın dili çok farklı değildi fakat akıcılığı ,karakterlerin duygularını anlatması ve yaptığı betimlemeler sayesinde sayfadan sayfaya koştum diyebilirim. Karakterlerine gelecek olursam ; hepsi çok gerçekçiydi. Yaşadıkları korkular, hayatta kalma mücadeleleri ve bu mücadelenin getirdiği güvensizlik o kadar yerli yerindeydi ki okurken sizi rahatsız edecek 'ama bu kadarı saçmalık' diyeceğiniz bir kısım yoktu.( Elspeth'in grupla ilk tanıştığında onlara karşı temkinli oluşu, sırları Ravny dahil kimseyle hemen paylaşmaması gibi...)
Yazarın sihir dünyasını oluştururken baştan savma değil ince eleyip sık dokuyarak dünyayı oluşturduğunu görmemek mümkün değil.
Pek sıralı bir inceleme olmadığının farkındayım bunun nedeni kitaba duyduğum heyecandır.:) Size bu seriyle ilgili verebileceğim tek tavsiye iki kitabı edinmeden birinci kitaba başlamamanız:)
Keyifli okumalar...