Efendim! Beni görmeyeli yakında bir yıl olacak, zavallı çocuk. Beni unuttu, yüzümü konuşmamı, ses tonumu; hem bu sakalla, bu giysilerle ve bu solgun tenle kim tanır beni? Ne yani, bu bellekten şimdiden silindim mi ben? Tek yaşamak istediğim yer orasıydı oysa!
Bunun bir hiç olduğunu, acı çekilmediğini, yumuşak bir son olduğunu, bu şekilde ölümün gayet basit olduğunu söylüyorlar.
Peki bu altı haftalık can çekişme ve gün boyu süren bu hırıltı neyin nesi? Bunca yavaş ve bunca hızlı akan bu telafisiz günün kaygıları da nedir? Giyotin sehpasına varan bu işkence merdiveni nedir?
Aynı gün bir mahkûm infaz edilecek olmalıydı ve makine kuruluyordu.
Görmeye dayanamadığım için başımı çevirmiştim.
Arabanın yanında bir kadın bir çocuğa şöyle diyordu:
"Bak, bak! Bıçak iyi kaymıyor, bir parça mumla oluğu yağlayacaklar."
Muhtemelen bugün de oradalardır. Saat on biri çaldı. Kuşkusuz oluğu yağlıyorlardır.
Ah, bu kez, zavallı ben, başımı çeviremeyeceğim.