Valla ben evim, odam, kitaplarım neredeyse kendimi oralı hissederim; başka bir yere de ihtiyaç duymam. Ya bu insanın kendine bir dünya yaratabilme, kendini oyalayabilme yeteneğiyle ilgili bir şey...”
Uğraştığı işle, çıktığı gezilerle, oturduğu insanlarla, gittiği kahvelerle, aradığı arkadaşlarıyla ya da herhangi bir hareketliliği ile yaşayan bir insan değilsin. Tersine, her davranışında gene kendini yaşıyorsun, bir yolculuğa çıkmak için bu nedenle karar veremiyorsun. Nasılsa her gittiğin yerde kendinsin.
"Hafifçe tebessüm ediyor. Arkasındaki uçsuz bucaksız manzara, içinden akıp giden enerjilerin kaosuna maruz kalan hem büyüleyici hem de korkutucu olan gelişim halindeki evreni andırıyor. Ama zarif bir hakkaniyetle gülümsüyor, kendini beğenmişlik ve kibir olmadan. Sonsuz dinginlikte dostça bir gülümseme sizi de aynısını yapmaya devam et ediyor."
Çünkü bir çocuğun bir yetişkine "Nasılsın?" diye sormasında alışılmadık, hatta kulak tırmalayan bir şey vardı. Gençlik döneminde kök salmış benmerkezcilik dağılır dağılmaz insanın yalnızca yaş aldıkça kazandığı bir dikkat seviyesiydi bu.
Mösyö İbrahim'in müdahalesi sayesinde yetişkinlerin dünyasının kabuğu çatlamıştı, durmadan çarptığım o yüksek duvar yoktu artık, açılan yarıktan bir yardım eli uzanmıştı.