Pradent'in mantığı çok açıktı. Ama ben karmaşık bir yaratığım. Bir mantık ne denli açıksa beni o denli kuşkulandırır. Neden kuşkulandığımı da bilmem ama, eğitimimin bana verdiği bir şey neredeyse fili bile görmeden filin sırtındaki pireyi görmemi sağlar; duygularımdan kaynaklanan bir şey, beni oybirliği ile kabul edilen düşüncelerden uzaklaştırıyor.
Kendi alanımda bir örnek vereyim izninizle. Meslektaşlarımdan biri iş yaşantısının yirmi yılını daha ağır elmalar üretmeye harcadı, hep daha ağır ama tatsız, besin değeri genelde tükettiklerimizden çok daha düşük elmalar üretti durdu ve bunlar sadece en vicdansız üreticilerin daha çok para kazanmasına yaradı.
Venedikli başka bir meslektaşım otuz yıl süren denemelerden sonra, bir pirinç türünün hacmini, ondaki vitamin oranını düşürmemeye özen göstererek ikiye katlamayı başardı; bugün, onun sayesinde, iki yüz milyon insanın beslenme şekli iyi anlamda değişti.
Bu iki araştırmacı da aynı kitapları okudular, aynı temel buluşlardan, aynı tekniklerden yararlandılar. Yalnızca, bildiklerini aynı şekilde kullanmadılar.
Bütün dostluğumuz boyunca, fikirleri Andre'nin kulaklarına "bıraktığımı" düşünüyorum, tıpkı bir ağırlığı sırtımdan atar ya da ne bileyim bildik bir toprağa tohum atar gibi. Kafasından hiçbir şey silinip gitmezdi, orada her şey sürekli gelişirdi ve kendi fikrim ile yeniden karşılaştığımda nasıl dallanıp budaklanmış olduğunu görürdüm; çokluk öyle yetkin bir hal alırdı ki onu tanıyamazdım.