Güzelliğin ve ölümün, hazzın ve faniliğin birbirine bu kadar muhtaç, bu kadar bağlı olması ne harika! Duyusal bir şey gibi derinden hissediyorum doğa ile aklın etrafımda ve içimdeki sınırını.
Nasıl da iğdiş etmişler ağaç seni,
Nasıl da tuhaf duruşun, nasıl garip!
Nasıl da çekmişsin binbir çile,
Kalana kadar içinde safi inat ve irade!
Ben de senin gibiyim, küsmedim
Şu iğdiş edilmiş, çileli hayatıma
Günbegün çektiğim eziyetin içinden Çeviririm alnımı ışığa.
Latif ve narin ne vardıysa içimde,
Hoyratça kırdı geçirdi dünya,
Memnunum, barışığım yine de,
Sabırla yeni yapraklar veririm
Yüzlerce kırılmış dallarımdan
Ve tüm acılara rağmen hâlâ
Aşığım ben bu divane dünyaya.
Her gün yanımızdan geçip gidiyor dünyanın bereketi; her gün açıyor çiçekler, parlıyor ışık, gülüyor sevinç. Bazen minnettarlıkla doyasıya içiyoruz bu bereketi, bazen de bıkıp hırçınlaşıyor, adını bile anmak istemiyoruz, oysa etrafımızda her daim bir dolu güzellik var.