“Gerçi biz evvelce de Türk’tük. Fakat kendimize Türk diyemezdik. Türk sözü, birçok ırkları, kavimleri birleştiren bir imparatorlukta, bir kavmin diğerleri üstünde tahakkümünü hatırlatır ve onları gücendirir diye düşünülüyordu. Halbuki bu imparatorlukta yaşayan diğer ırkların, diğer milletlerin hepsi kendilerinin, kendi milletlerinin adıyla tanır ve öyle anarlardı.
Fakat biz Türkler, kendimizi anlatmak için ırk hüviyetimizi hiçbir zaman dile getiremezdik. Irkımızı da bilmez, ya inkar ederdik. Milletimizin adı geçmek lazım geldiği zaman kendimize sadece:
- Osmanlı! der, geçerdik. Hatta dilimizin adı bile Türkçe değil, Osmanlıca’ydı. Tarihimizin de Osmanlı tarihi olduğu gibi. Reddedilen, inkar edilen Türk adına kimsenin sahip
çıkmaması için her tedbir alınmıştı.”
“Hiçbir çocuk kendi başına kendi duvarını öremez; bu çok açıktır. Bazı şeylerin size verilmesi gerekir. Ondan sonra elbette ilerlersiniz. Gökdelen de inşa edersiniz, hocanızı da geçersiniz.”
“Bir toplum bazı değerlerini savunamıyorsa o toplumda iş yoktur. İşte bu, büyükannesinin çeyiz sandığından çıkan güzellikleri akılsız torunun heba etmesine benzer.”