Dışarıdan bakıldığında yekpare bir ülke gibi görünen İsrail, dünyanın bütün ülkeleri gibi çeşitli toplumsal katmanlardan, birbiriyle rekabet halindeki gruplardan ve çatışan menfaat odaklarından oluşur. Diğer birçok unsurun yanında, İsrail toplumunu derinden sarsan, birliğini tehdit eden ve yolun sonunda İsrail devletinin yıkılışını da -evet, bir gün olacaktır.-
hızlandıracak olan üç temel nokta vardır:
1) Yahudiler içindeki bölgesel ve dini sınıflar arasında yaşanan ölümcül çekişme,
2) Dindar ve seküler Yahudiler arasındaki düşmanlıklar,
3) Yerleşimcilerin yarattığı gerilim ve terör.
Bu üç unsurun İsrail'in toplum ve devlet yapısını derinden sarstığını ve silkelediğini bilen yönetici akıl, "ortak düşman olarak işaretlenen Araplar ve Filistinlilere odaklanmak suretiyle, ayrışma noktalarını gizlemeye çabalamaktadır. Özelikle iç siyasette sıkışan İsrail hükümetlerinin hemen etrafa saldırılar düzenlemeye başlamasının altında da bu sebep yatmaktadır. İsrail toplumu, "Arap korkusu ve nefreti" ortak paydası üzerinde birleştirilerek, ayrışma ertelenmeye çalışılmaktadır. Ancak bu taktiğin çok uzun süreli devam edemeyeceği, çok da uzak olmayan bir gelecekte, İsrail toplumunun kendi içindeki problemleri artık bastıramaz hale geleceği açıkça görülmektedir.
11 Eylül Saldırıları, sadece iki İslâm ülkesinin (Afganistan ve Irak) Batılılar tarafından işgaline yol açmadı, aynı zamanda El Kaide ve benzeri oluşumlar vesilesiyle "terör" ifadesinin Sünnî Müslümanlara yapıştırılmasını da sağladı. El Kaide'den IŞİD'e giden yolda, Batı medyasının terörle Sünnileri eşleştiren dili de sürekli ağırlaştı ve saldırganlaştı.
Dünyanın kendi içindeki şartları gereği, geçtiğimiz yüzyılın başından itibaren artık roller değişti. Müslümanlar, Batılı güçlerin hangi zaaflarını kullanarak onlara karşı zafer kazanmışlarsa, şimdi aynı zaaflar sebebiyle mağlubiyeti yaşıyorlar. Vaktiyle Batılılar arasında cari olan ve Müslümanların işine gelen uzun süreli iç çatışmalar, maddî yetersizlikler, siyasal bölünmeler, din savaşları vb. şimdi tamamen Müslüman bünyede mevcut.
İngiltere'nin direkt şekilde kontrol ettiği ve birbirine yakın zamanlarda çekildiği 3 coğrafya Hindistan, Kıbrıs ve Filistin, İngiliz tipi yönetiminin bütün özelliklerinin görüldüğü yerlerdir. İngiltere bu coğrafyalardan ayrılırken sınır ihtilaflarını bilhassa canlı tutacak bir takdirde gitmiş, etnik ve dini ayrımları belirginleştirmiş, böylece günümüze kadar devam eden devasa problemlerin doğmasına zemin hazırlamıştır.
Hindistan'la Pakistanı 1965 ve 1971'de iki büyük savaşa sürükleyen Keşmir ve Bangladeş sorunları, yine Hindistan'ı Doğu komşusu Bangladeş ile sürekli gerilime iten sınır ihtilafı, Kıbrıs'ta Türklerle Rumlar arasında devam eden itiş kakış Filistin'de Araplarla Yahudilerin günümüzde de bütün sıcaklığı ile devam eden çatışmaları... Hepsi İngiltere'nin eseridir.
Ortadoğu halkları, kendiliğinden bir araya gelmez. Tarihte olduğu gibi, güçlü bir liderin yine zor kullanarak bölgeye nizamat vermesi gerekir. Tarihsel tecrübe, bunu göstermektedir.