Altaïr bu sefer alaycı bir tavırla gülümsedi. "Peki sen olsan ne yapardın?"
"Dikkati üzerimize çekmezdim. Masum birinin canına kıymazdım."
Altaïr iç geçirdi. "Görevimizi nasıl tamamladığımız Önemli değil, yerine getirilmesi yeterli."
"Ama izlenmesi gereken yol bu değil..." diye başladı Malik.
"Üstat'ım," dedi Umar. "Sizden son bir isteğim olacak. Altaïr'e göz kulak olun. Onu talebeniz olarak kabul edin."
Al Mualim başıyla onayladı. "Elbette, Umar," dedi. "Elbette."
Umar kulenin merdivenlerinden aşağıya indi ve avlunun içinden geçip kemerin altından yokuşlu yola çıktıktan sonra ana kapıya doğru ilerledi. Bu esnada iç kaleye sessizlik çöktü. Umar kuzu kapısına ulaştığında bir nöbetçi gelip kapıyı açtı. Umar eğilip kapının altından geçti.
Arkasından bir ses geldi: "Baba!" Koşan ayak sesleri duyuldu.
Umar durdu.
"Baba."
Oğlunun sesindeki kederli ifadeyi sezdi ve kapıdan dışarıya adım atarken ağlamamak için gözlerini sımsıkı yumdu. Nöbetçi kapıyı arkasından kapadı.
Ahmet'i taşın üzerinden çektiler. Umar ona güven verici bir bakış atmaya çalıştı ama Ahmet sertçe sürüklenerek kuzu kapısının dışına bırakılırken onun bakışlarına karşılık veremedi. Kapı açıldı ve Ahmet sürüklenerek içeri alındı. Sonra kapı arkasından tekrar kapandı. Kollar Umar'ı tuttu. Onu taşa götürüp Ahmet'i yatırdıkları gibi yatırdılar. Umar boğazını açtı ve celladın tepesinde dikilişini seyretti.
Parlayan kılıç aşağı inip dokunduğu yeri keserken, iç kaleden Umar'ın kulaklarına "Baba!" diye bir ses geldi.
Gözcü ilk önce kuşları gördü.
Harekete geçen bir ordu, leşçileri üzerine çeker; özellikle de yiyecekten, çöpten, at ve insan leşinden kalan artıkların üzerine çullanan kanatlı cinsleri... Gözcü daha sonra toz bulutunu gördü; ardından da ufukta beliren, böcek gibi ağır ağır ilerlemekte olan, karşısına çıkan ne varsa içine alan, devasa, kara lekeyi. Bir ordu, ilerlediği bölgenin doğal görüntüsüne yerleşir, onu bozar ve yıkar. Yoluna çıkan ne varsa yutan kocaman, aç bir canavardır. Çoğu kez -Salah Al'din'in de çok iyi bildiği gibi- görüntüsü bile düşmanın teslim olmasına yeter.
Fakat bu kez yetmemişti. Düşmanları Assasinler olunca yetmezdi.
...araştırma ve gezme arzusu ona şehvetli bir kadının seslenişi gibi geliyormuş artık; karşı konulmaz, baştan çıkarıcı ve göz ardı edilemeyecek bir sesleniş...
Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.
Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
Yat kurban ol İsmail’ce
Bıçak senden incinmesin.
Burdayım de ararlarsa
Doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
Bayrak senden incinmesin.
İl göçsün göçtüğün vakit
Yol yansın geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Kaynak senden incinmesin.
Toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
Gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin.