Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Anlıyorum ki, değilmiş... yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lâzımmış... Daha fenası gizli akıntılar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş... Ta kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...
Acımak... Ben, insan ruhlarındaki derinliğin ancak, onunla ölçülebileceğine kaniim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir...
Görüyorum ki, en parlak mücevherlerin bile;
Güzelliği gidiyor bir gün.
Dokunmakla altına bir şey olmaz derler;
Ama çok ellendin mi, altın da yıpranır zamanla.
Aksayan ne varsa bende, aksatan o aslında.
Çirkin yanım varsa da kaynağı, bence onda.
Kaçmış olsa da güzelliğimin rengi,
Bir güneşli bakışı hemen getirir geri.
Ama, geyiğin dikbaşlısı, onun yaptığı gibi,
Çiti kırar, dışarıda otlar;
Benim gibi zavallılar da böyle aptal aptal bekler.