Milletin asıl büyük bir kısmı bu komiser Kâzım Efendi’ye benziyor. Onları yataklarında sayıklatıp terleten kâbuslarından uyandırmak için müşfik bir elle hafifçe silkeleyip sarsmak kâfidir. Gün ışığı dünya ışığı göz bebeklerine dediği gibi gönülleri, beyinleri de çabucak aydınlanıyor... Bu memleketin halkı hiçbir zaman -görünüşe aldanarak zannettiğimiz gibi- tam mütaasıp, tam hurafe ve İsrailiyat hastası olmadı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mektepte kimseyle sıkı fıkı arkadaş olmaya ihtiyaç duymuyordu. Bir kere arkadaşlarının ekserisi çoluk çocuktu. Kendi, onların yanında saçlı sakallı bir efendiydi. O vakte kadar kendi düşüncelerinin âleminde yalnız yaşamaya alışmıştı. İç hayatı olmayan insanlar gibi durmadan etrafında konuşulacak, dertleşilecek insan aramaya ihtiyacı yoktu.
Evet, zavallı memleket, asırlardan beri yeşil bir gece içinde yaşıyordu. Halk dünyayı hep bu karanlığın arasında görüyordu.
Anadolu’da fikirlerin geri, insanların sefil kalması, işlerin fena gitmesi hep bu yüzdendi.
Şahin Efendi’nin zihninde korkunç sualler uyanıyordu.
Bir kanun ki ebedi ya fena tatbik edilir, cins cins suistimallere, zülümlere alet ve vesile olur, o kanunun doğruluğunudan ve vaızının yüksek kudretinden şüphe etmek caiz olamaz mıydı?