Olur Öyle Şeyler

Olur Öyle Şeyler
@UcubeBrain
Ilık olduğumuz doğrudur
Yanılgı - Lise Anıları (4)
Gözlerini araladı. Çıplak ayaklarını halıya bastı. Beklediğinden daha fazla gömülmüştü ayakları halıya. Sanki daha önce kimse burada yürümemiş, kimse süpürmemişti sırlarını halının altına. Gözlerini ovaladı. Yüzü çetin bir aralık kadar beyazdı. Sahi ya, kimsenin şiirler yazmadığı o gücenik "Aralık"ın beyazı. Neden sonra anlık bir kıpırtı duydu içinde. Odasında mevsiminde açmamış, açamamış bir erguvan kokusu vardı. Dur bi' saniye... Hatırlıyordu. Gece vakti nereden konuştuğunu bilmediği ahşap sesleri... Uğur böceklerinin uğur getirdiğine olan inancı, bitmeyen salıncak sırası, çocukluğu... İçini dolduramadığı ne kadar çocukluk anısı varsa zihninde dolup taşmıştı. Tabii bir de annesi vardı. Yüzünü hiç görmediği, başka çocukların kahkahalarından topladığı annesi... Hatırlıyordu. Bir keresinde bir köpeğin ayağını sarmıştı. Adını bilmediği kuşlar uçurmuştu gökyüzüne... Sonunu bilmediği nice hikayeler dinlemişti dedesinden. Bilmemenin güzel bir şey olduğunu... Hatırlıyordu. Yürümeye başladı nereye gittiğini bilmeden "Daha küçük bir çocuk" değildi artık Eliyle uğurladı Nereden geldiğini bilmediği erguvan kokusunu Belki çat kapı gelen bir Tanrı misafiri Belki de çiçeği burnunda bir hayaldi Sözgelimi, bilmediği bir his... Ve o sadece Mutluydu...
1000Kitap
Reklam
Kaybolan Şiirler - Lise Anıları (3)
Gülmeyi unutmuş çehreler, kötürüm gönüller Yine mi kıymete bindi delice sevinçler? Hangi papatyanın bedduasıydı tutan Yoksa senin mahşerin mi bu Yaralı türkü çığıran çingene kızı Hani sessiz sedasız uçacaktın ellerimden Kim derdi ki Beni bana el edebileceğini Ama olsun, ziyanı yok Kahırdan aklımı sıyıracak değilim ya (!) Yabancı dizelerde kovalıyorum sesini Gece de mi korkmadın, ilişmedin yamacıma Ne kadar küçüktün oysa Görmeyeli kocaman mı oldun yoksa Haklısın, erken sobelemişti bizi hayat Dalından koparılmanın suçu olmaz Biliyorum Ama korkma Boğazımı kördüğüm eden bu ukde İçimdeki müziği söndüremeyecek Ayrılanlara ağlayacağız daha seninle Uçmaya çalışan yavru kuş bocalayacak daha Ve bizi örten yağmurla arınacağız kirlerimizden Köre gözlük taksan ne fayda Boş ver dünyanın dilsiz karanlığını Onlar çürüyen topraklarını eşelerken Biz Pencere kenarı papatyalarımızı büyüteceğiz kırlangıç dönümünde Ve kulaklarımızdan silinmeyecek
Şiir
Dinle - Lise Anıları (2)
Bir masal duyarım sütbeyazı duvarlardan İki mekik gözyaşı dokur düşlerime Unuturum suyun da azizliğini Bir vurdumduymazlıktı benimkisi belki de Yalpalarken yollarda yalın ayak umutlarım Bu gece ne yıldız kayar gökyüzünde Ne de ben uyku tutarım Bir masal duyarım sütbeyazı duvarlardan Ağlaşır arada bir kuytu kenarlarda Ücra köşelerden yakalarken yetim ellerini Karalar bağlar dudakları, utanırım El pençe divan dururum sözlerine Usul usul yaklaşsam bile yanına Köşe bucak kaçar benden, münzevidir... Kırpık gecelerimi toplar, götürür ardında Bir masal duyarım sütbeyazı duvarlardan Kulaklarımı sessizliği yırtar da Kar yağar gözlerime, üşürüm Ne yaparım ki buz gibi bir bozkırda Hayallerim harman olur, eskir kenarlarda Dedim ya; Bir masal duyarım Benliğimi gittiği yere götürür de Hükmü kalır Ve sonunu dinleyemeden insanoğlu Uyuyakalır...
Şiir
Parmak İzi - Lise Anıları (1)
Sarkacın ucuna bağlıydı zamanlarım Koyu bir mürekkep gibi uyku akardı gözlerimden Harflerim seninle gökkuşağını anlayabilirdi Renginle boyardım kelimelerimi, her gece... Bir günahkar ağırlığıyla çekerken d/izlerimi Bir avuç gökyüzü umardım senden Kandiller yakardım bi' başıma Uyumaya çalışırdım, ama uyuyamazdım Bir dizi geçmiş birikince çarpık anılarımda Yırtık hatlar saklanmaz olurdu yüzümde Çünkü izlerim ancak senin hayalinle susabilirdi Ve sen gidince... Cemreler düştü saçlarıma, telli duvaklı Ne yaşımı saklayabildim aynalardan Ne de yokluğunu anlatabildim kimsesizliğime Önce bulutlar söküldü satırlarımdan pervasız Yavaş yavaş çöktü lekeler dizelerime Gözyaşımla iteledim kağıdımdaki karanlığı Parmaklarımı boyaya buladım Delirmişçesine
Şiir
Yama
Çember çizmeye mecali kalmamış balıklar gibi Batıyordum o dikenli resifte Ah şu köhne kuşku Köstebek gibi yuvalanıyor içime Ve fark ediyorum ki Nefesimin yetmediği duraklarda Şiirler harcadım utanmazca Gelgelelim ki Kozadan çıkma sevmelerim vardı benim İki/yüzlü zarlar attım cefalarca Ve nedendir bilinmez Dikiş tutturamadım yalınlarda Bizdeki bu bataklık Öpüşmelerin tarihi kadar eskidir Sen de milattan önce Ben diyeyim Adem ile Havva Neyse Kelimelere bulanası kalmadı içimin Nereye gitsen Nereye gitsen elinde kalır Öyle bir cehennem Öyle bir panayır Deniz görmemiş bir martı olmak kolay değil Konuşması zor gelir insana ama Saklambaç oynayamadım hiçbir zaman Ürperirdim arayanım olmazdı diye Asi bir elektro olmak isterdim oysa Ruhum bas gitardan hallice Yetmezmiş gibi en kurak çöllerde Sensizliğime giydirdikçe giydirdim
Şiir