Gözlerini araladı.
Çıplak ayaklarını halıya bastı. Beklediğinden daha fazla gömülmüştü ayakları halıya. Sanki daha önce kimse burada yürümemiş, kimse süpürmemişti sırlarını halının altına.
Gözlerini ovaladı. Yüzü çetin bir aralık kadar beyazdı. Sahi ya, kimsenin şiirler yazmadığı o gücenik "Aralık"ın beyazı.
Neden sonra anlık bir kıpırtı duydu içinde. Odasında mevsiminde açmamış, açamamış bir erguvan kokusu vardı. Dur bi' saniye... Hatırlıyordu.
Gece vakti nereden konuştuğunu bilmediği ahşap sesleri... Uğur böceklerinin uğur getirdiğine olan inancı, bitmeyen salıncak sırası, çocukluğu... İçini dolduramadığı ne kadar çocukluk anısı varsa zihninde dolup taşmıştı. Tabii bir de annesi vardı. Yüzünü hiç görmediği, başka çocukların kahkahalarından topladığı annesi...
Hatırlıyordu.
Bir keresinde bir köpeğin ayağını sarmıştı. Adını bilmediği kuşlar uçurmuştu gökyüzüne... Sonunu bilmediği nice hikayeler dinlemişti dedesinden. Bilmemenin güzel bir şey olduğunu... Hatırlıyordu.
Yürümeye başladı nereye gittiğini bilmeden
"Daha küçük bir çocuk" değildi artık
Eliyle uğurladı
Nereden geldiğini bilmediği erguvan kokusunu
Belki çat kapı gelen bir Tanrı misafiri
Belki de çiçeği burnunda bir hayaldi
Sözgelimi, bilmediği bir his...
Ve o sadece
Mutluydu...