Gerçekten de bedenimizin ve beynimizin karbonhidrat bağımlılığından kurtulup yağ tabanlı bir beslenmeye geçiş yaptığımızda, yağ metabolizmasının uzun süreli ve kararlı enerji sağlama özelliği sayesinde gerek zihinsel gerek bedensel performansımızda çoğu zaman hissedilir bir iyileşme meydana gelir
Sürekli olarak karbonhidrat ağırlıklı beslenme alışkanlığı olanlardan, yağ parçalamayı sağlayan enzimler nadiren kullandıkları için faaliyet yeteneklerini yitirmeye başlar. Hal böyle olunca açlık da normal bir mekanizma olan yağ yıkımı devreye girmekte gecikir
Bedenimiz, açlık durumunda da hayati organlara giden enerji miktarını sabit tutmak zorundadır. Eğer enerji yokluğu nedeniyle organlar işlevlerini kaybeder yahut azaltırsa, bunun hayat açısından ciddi bir sorun teşkil edeceği açıktır. Ona önlem olarak açlık hallerinde bedenin glikoz depoları devreye sokulur ve bunlar hemen parçalanıp kullanılmaya başlanır. İlk kullanılan depolar glikojen depolardır. Burada depolanan şeker molekülleri bedenin acil enerji ihtiyaçlarını hızla karşılar. Fakat glikojen depolarımız sınırlıdır. Bu depolar açıllılığın ilk birkaç saatinde tükenir. Ardından devreye yağ yakımı girer
Açlık durumu yahut tıpta sıkça kullanılan İngilizce adıyla “ Fasting State “ çok özel bir metabolik durumdur. Uzun süre, örneğin 7-10 saate kadar besin alinmadigi taktirde tetiklenen, hala hemen her gün yeni bir bileşenini keşfettiğimz karmaşık bir süreçtir.
Günümüzde yapay gıda üretiminin bu kadar yoğun olduğu bu ortamda unutulmaya yüz tutan açlık hissi, aslında bedenimiz için en faydalı ve en ucuz iyileştirme yöntemlerinden birisi olabilir…