Berkeley, modern bilimin insanı materyalizme götürmesinden endişe ediyordu. Bilim güç kazanınca, ondan materyalizmin çıkması kaçınılmazdı. O, materyalizmden ise ateizmin doğacağını düşünüyordu. Çünkü maddenin gerçek olduğunu öne süren materyalizm, evrende ne ilahi ne de bireysel ruha yer bırakır. Ateizmden ise hiçbir değerin olmadığını, Tanrı’nın yokluğunda “her şeyin mübah olduğunu” öne süren görüş olarak nihilizmin çıkması kaçınılmazdır.
Maddi bir yaşam tarzıyla birlikte ortalama bir entelektüel ya da “kültürel” düzey vardır. Bazı fikirler, verili bir uygarlık ve halkta ortadan kalkmış, aşılmış, güncelliğini yitirmiştir; bazıları ise “kendiliğinden” kabul edilmiştir. Örneğin birçok insan okültizmi, spiritizmacılığı, vejetaryenliği, belli bir ahlakı ya da Hıristiyan dinini hâlâ ciddiye almaktadır; ama Yunan tanrılarını kimse artık ciddiye almamaktadır. Bir dine, bir ahlaka, hatta bir felsefeye katılanlar, kendi inançları için “samimi” görüşlere borçlu olunan saygıyı talep etmektedirler. Ama Apollon’a ya da Venüs’e inanan birine yalnızca deli gözüyle bakılır. Böyle bir inancın yaşamla hiçbir ilişkisi yok gibidir. Yine de Apollon’un ya da Venüs’ün varolmadığının hiç kanıtlanmamış olması kayda değerdir; yalnızca, ona inanmak “imkânsız olmuştur.” Neden? Bizim kültürümüzde, bizim “Yunan ve Latin edebiyatımızda” her an Apollon ve Venüs söz konusu edildiğinden, Yehova’dan, İsa’dan ya da ruhların astral bedenlerinden çok daha fazla bundan söz edildiğinden, bu sorun daha fazla aydınlatılmayı hak eder!
Yemek yemek, içmek, giyinmek gerekir… ve bunlar için de çalışmak gerekir. Fakat insan yaşamını sürdürmek için çalıştığında, başka şeyden ne zevk alır ne de zamanı kalır; başka bir şey yapılamaz! Ve aynı şeylere yeniden başlanır, hayat hayatı sürdürmekle geçer.