Normal biri olduğumu söyleyemem ama tuhaf biri de değilim. Ben kendimce son derece düzgün biriyim. Dümdüz biriyim. Ok kadar düzüm. Ben, kendim olarak, kaçınılmaz biçimde, son derece doğal bir şekilde var oluyorum o kadar. Bu apaçık bir gerçek olduğundan bir başkası beni nasıl ele alırsa alsın bunu pek de kale almıyorum. Birisinin beni nasıl de ğerlendirdiği, benimle ilgisi olmayan bir konu. Bu benim sorunum değil, onların sorunu.
"Sonsuz kavramı gerçekten de çok ilginçtir ve matematikçi David Hilbert de bu konuda güzel bir örnek vermiştir. Sonsuz sayıda odası bulunan bir otelde hiç boş oda olmadığını hayal edin.
On tane yeni müşteri gelirse ne olacak? Otelin sahibi onları yerleştirebilir mi?"
"Hayır, otel doluydu."
"Ama otelin sonsuz odası var sayın meslektaşım, şu halde de her zaman on yeni oda bulmak mümkündür. Daha da ötesi, otel doluyken beklenmedik biçimde sonsuz sayıda yeni müşteri gelecek olsa otelci bunların hepsine yer bulabilecek durumda olacaktır."
"Bir paradoks bu!"
İnsanoğlu yavaş yavaş gücün kanunundan kanunun gücüne doğru geçiş yapmıştır. Bir uygarlık ne kadar ilerlemişse onda kanunun gücü o kadar yüksek, gücün kanunuysa o kadar zayıftır.
Felakete doğru neşeyle yürüyor, intihar yolunda hızla ilerliyoruz ve bunun farkına bile varmıyoruz. Ne enerji tüketimi ne de karbondioksit emisyonları azalmıyor, aksine artıyor. Üstelik katlanarak. Üretimden tüketime tüm enerji ekonomisi altüst oluyor ve arz ile talep arasındaki denge kırılmak üzere. Ayrıca iklim tamamen değişti. Son elli yılda, Dünya önceki yüzyıllara göre iki kat daha hızlı ısınmaya başladı ve 20. yüzyılda deniz seviyesi daha şimdiden on yedi santimetre yükseldi.